Düşünce Gücü İle Tedavi
Düşüncelerinizi değiştirin,hayatınız değişsin !!!!!
Biz düşüncelerimizden ibaretiz.Duygularımızdüşüncelerimizin,bizlerde duygularımızın kölesi gibiyiz.
Düşüncelerimiz bizi mutlu,huzurlu,doyumlu bireyler yapabildiği gibi tam tersi bizim hayat kalitemizi düşürebilir,ruh ve beden sağlığımızda ciddi tehditler oluşturabilir.
Düşünce gücümüzün neden olduğu fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıklara bir çok örnek verilebilir :
Baş ağrısı,sırt ağrısı ve karın ağrıları,mide,göz,cilt hastalıkları,……..düşünce gücünün sonucu olduğu gibi yine düşünce gücü ile kontrol ve tedavi edilebilen bir durumdur.
Bizlerde kaygı ve mutsuzluk yaratan düşünceler,olumsuz düşünce kalıplarıyla oluşur.Bu düşünce kalıplarının bir kısmını deneyimlerimizle bir kısmını da duyarak öğreniriz.Bugüne kadar başımıza ne geldiyse,düşüncelerimizin sonucu ortaya çıkmıştır.
Düşünce sisteminin düzeltilmesi,yaşam kalitesiyle beraber hastalanma korkularımızı ve var olmuş hastalıklarımızı yenebilmemize olanak tanır. Sorunumuz ne olursa olsun, yaşadıklarımız, iç dünyamızın dışarıya yansıyan sorunlarıdır.
Herhangi bir şekilde yaşam kalitemiz düşüşe geçmişse,kendimizi yeterince mutlu,huzurlu,sağlıklı hissetmiyorsak; öncelikle düşünce yapılarımızın tesbitini yapmak ve bu yapıların oluştuğu geçmiş yaşam deneyimlerini bulmak durumundayız.Buradaki engelleyici ve zorlayıcı inançlarımızı silerek,bizler için mevcut durumun yarattığı bir yarar varsa bu yararı karşılayacak daha işlevsel,daha sağlıklı yeni düşünceler oluşturmalıyız.
Biz düşündüğümüz şey olup,herhangibir şeydeki başarı ya da başarısızlığımız düşüncelerimize bağlıdır.Düşündüğümüzherşey yaşayacağımız herşeyinbelirleyicisidir.Bir olay karşısında düşüncelerimiz,bir takım silme, çarpıtma,genellemeler karşısında oluşur.Gerçek ile kendi gerçeğimiz arasındaki farkı göremeyebiliriz.Çıkan sonuçolumsuzsa,duygularımızdaolumsuzlaşır.Hangi düşünceyi çok sık düşünürsek,o düşünceyi güçlendirmiş oluruz.Buradan yola çıkarak olumlu düşünce kalıplarını oluşturmalıyız.Bu kalıpları oluşturmada faydalı olarak bazı uygulamaları gerçekleştirebiliriz.Bunlardan en önemlisi SEVGİ kavramının farkındalığıdır. Ne tür bir iyileşme isteniyorsa istensin, tek çözüm daima SEVGİ’ dir. Sevgiye giden yol da affetmekten geçiyor. Bağışlamak tüm olumsuz duyguları yok ediyor. Kendimizi OLDUĞUMUZ GİBİ ONAYLADIĞIMIZ, sevdiğimiz ve kabul ettiğimiz zaman, her şey yoluna giriyor.Kendimizi sevmeyi öğrendiğimiz ve sevdiğimiz taktirde,herşeyi,herkesisevebiliriz.Herkesi,herşeyi sevdiğimiz taktirde yansıtacağımız sevgiye bağlı olumlu duygular ve enerjimiz ,pozitif davranışlarımızı doğurur.Pozitif davrandığımız taktirde de ,pozitif davranışlarla karşılaşırız.Düşünsel ve sözsel olarak ne tür mesajlar gönderiyorsak, aynı biçimde bize geri gelecektir.Zihnimiz istediğimiz şekilde kullanmayı seçeceğimiz bir araçtır.Neyi verirsek onu alırız…
Düşünce gücü ile yapılan çalışmalar bizlerin dilediğimiz amaçlarımıza ulaşarak,kendi hayatımızın efendisi olma durumuna geçmemizi sağlar.Düşüncelerimizduygularımıza,duygularımızdavranışlarımıza,davranışlarımız kaderimize (yaşamımıza) dönüşür.
Düşüncelerimiz neyse biz o’yuz. Bu farkındalıkla olduğumuz sürece de,konforsuz bir yaşam sürmemiz imkansızdır..
Not: Bu bilgiler “Düşünce Gücü ile Tedavi ” kitabından özetlenerek alınmıştır.Bu özeti yapan Sn. Melda Bağlı’ya teşekkür ederiz.
Asla Bilmiyen İle Tartışma
Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış…
Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş… Ve onu “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca Ranga Guru derlermiş…
Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş…
Ranga Guru ise;
- Sen artık ressam sayılırsın Raciçi.. artık senin resmini halk değerlendirecek. diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış… Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor… Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki.. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru’ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş.
Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru’ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru… Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte… Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş.
Raciçi denileni yapmış…
Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da kullanılmamış… Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış..
Ranga Guru ise;
Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün…
Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı…
Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin… yapıcı olmak eğitim gerektirir… Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi…
Sevgili Raciçi Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın.. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın… Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur…
Sakin emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma…
Topraklanmak…
Hiç bir şeye endeksli değiliz bu hayatta. Ne ailemize,ne arkadaşımıza,ne patronumuza,ne sevgilimize,ne de içinde bulunduğumuz dünyaya..İçimizde ki güçle yakınlaştığımız zaman her şey çözülüyor ve kendiliğinden geliyor karşımıza..
Önemli olan sevgide ve dengede kalarak olayların neden ve niçin karşımıza geldiğini çözmek..
Bu deli sorulara kendimizi çok kaptırmadan farkındalıklarımızı kullanarak çözüm bulmak.
Hayat elbetteki toz pembe değil ve olmayacaktır,fakat yaşadığımız her deneyim bir sonra ki tecrübe için bizlere yol olacaktır..
Amaç yaşadığımız tüm deneyimlerin farkına vararak yaratığı karmayı temizlemek.
Her karma, her olay temizlendiğinde iyi ya da kötü yeni kapılar açar..
Kapılar açıldıkça ışık olur hayatımızda ve en güzel armağan dengede kalarak hayatın tadının farkına varmaktır.
Her gün yeni bir senaryo yazılır ve oynanır..
Gün gelir başardığımızı hissederiz, bu frekansdayken iyi ve daha iyileri niyet edelim.
Hayata istediklerimizi yaşamaya geldik, ne istiyorsak o..
Eğer gelmiyorsa üzülmeyelim,bizim için ya hayırlı değil yada daha zamanı gelmedi.Allah her zaman bizim içimizi biliyor..
Her yeniay ritüelinde oluğu gibi istemeye, devam edelim.Ve unutalım gitsin.
Enerjiyi bloke etmeyelim daha fazla..
Sevgi gibi; eğer kollarımızı açık tutarsak sevgi gelir..ve hayatımıza yansır..
Kapı, her ne yaşarsak yaşayalım, açık kalsın.
Egomuzla vedalaşalım beslemeyelim onu..
Azaldıkça yol katediyoruz..
Ruhumuz aydınlanıyor..
Hologram ve Varoluş
Bugüne kadar ortaya atılmış en güzel hipotezlerden biri, fiziksel varoluşun tıpkı bir hologramdaki içiçe geçen desenlerdeki gibi, titreşimlerden oluştuğunu ileri süren tezdir.
Hologram kelimesi Yunanca holos-gramma, yani “tüm mesaj” anlamına gelir ve gerçeğin bölünmemiş bütünlüğünü anlamada yararlı bir benzetmedir. Bu benzetme, tek, uyumlu ve akıcı bir bütünün hem bilinç hem de yaşanan dışsal gerçeği içerdiğini anlamamıza yarar. Holografi her tür dalga formunu kullanır ancak en yaygın bilinen çeşidi modern fotoğraf halogramıdır.
Varoluşun bölünmez bütünlüğünün, madde, enerji, hareket ve yer-zaman ögelerinden oluşan bir holografik model olduğu öne sürülür. Ne kadar küçük olursa olsun, her bir nokta, tıpkı bir holograf plakasında olduğu gibi, bütünün şeklini içermektedir. Bu teorinin özünde yatan kavram en ufak parçacığın dahi içinde tüm geçmişi (ve hatta bazen geleceği de) barındırdığı fikridir. İşte varoluşun altındaki gerçek de budur. Biz aynı anda hem bütünün bir parçası, hem de bütünün ta kendisiyiz. “Herşey bir’de ve Bir herşeyde..”
Begüm ERDOĞDU
Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir..
Mars 24 Ocak – 13 Nisan Arası Geri Gidecek







