Sinek…
Sinek küçük kanatlı hayvanlar gurubunun birer üyesi olup dünyanın her yerinde ve her kıtasında bulunur. Genelde pis olduğu ve insanlara mikrop bulaştırdıkları düşünüldüğü için sevilmeyen hayvanlardır.!!!!!!!! ??????acaba ???
Sinek larvası deyince bir çoğumuzun aklına hijyenin bulunmadığı, mikrop yayabilecek canlılar olarak geliyordur. Ancak sinek larvaları dünyada tıp bilim dalında; yaraları iyileştirici, ölü dokuları yokedip derinin eski haline getirmeleri, yaralardaki hastalıklı dokuları iyileştirmelerine kadar bir çok faydaları bulunmaktadır. Özellikle doğada ölmüş bir canlının leşini yiyerek bir çok salgın hastalığın yayılmasını önlüyorlar. Sinek larvalarının oluşması sineğin yumurtalarını ölmüş bir canlının üzerine bırakmasıyla başlar, sinek yumurtalarını bıraktıktan sonra 1-2 gün içersinde bu larvalar oluşmaya başlar ve ölü, leş haline gelmiş eti tamamı bitinceye kadar durmaksızın yerler. Böylece ölü bir canlının leşinden oluşabilecek herhangi bir salgın hastalık tamamen yok olur.Ayrıca bu larvalar olta balıkçılığında kullanılmaktadır.Larvalar hem deniz hemde tatlı su balıkçılığında çok iyi birer yem olmaktadır.Görüntüsü beyaz, bildiğimiz kurt şeklindedir .Balıkların hemen ilgisini çeker. Bu larvaları üretmek çok kolaydır.Özellikle yaz aylarında sineklerin heryerde çoğalmasıyla larva üretimi dahada kolaylaşmaktadır. Larva üretimi bir yengeçle kolayca yapılmaktadır.Avuç içi büyüklüğündeki yengeçi güneşin dik geldiği ve sineklerin görebileceği, kokusunu alabileceği bir yere koyun. Susuz kalan yengeç kısa bir süre sonra ölecek ve hafif koku yaymaya başlayacaktır.Bu kokuyu duyan sinekler hemen yengeçin etrafına üşüşür ve yumurtalarını yengecin uygun buldukları bir yere bırakarak ilk adımı tamamlarlar (sineklerin yumurtalarını bırakmaları aynı gün içinde gerçekleşmektedir).Yumurtalar bırakıldıktan 1-2 gün sonra larvalar oluşmaya başlar ve yengeçin iç organlarını yemeye başlarlar.İkinci günün sonunda yengeçin kabuğu altındaki etin büyük kısmı biter ve larvalar olgunluklarına erişir.
Sinek, saniyede 500 kere çırptığı kanatları ve müthiş uçma yeteneği ile bir yaratılış harikasıdır. Onu önemli kılan bir diğer özelliği ise, müthiş komplekslikte binlerce merceği olan gözleridir. Bir sinek, başının sağ ve sol taraflarında 4000′er ayrı bölme bulunan, toplam 8000 bölmeli petek gözlere sahiptir. Bu 8000 bölmenin her birinde, görüntüyü farklı açılardan gören birer mercek vardır. Sinek bir çiçeğe baktığında çiçeğin tüm görüntüsü, sineğin sahip olduğu 8000 ayrı mercekte ayrı ayrı belirir. Sineğin beynine ulaşan bu farklı görüntüler, bir yap-boz oyunundaki parçaların birleşmesi gibi birleşirler. Bu binlerce farklı parçanın birleşmesi sonucunda ise sinek için anlamlı bir çiçek görüntüsü oluşur.
Sinek son derece küçük bir canlıdır. Gözlerinde binlerce mercek bulunması, gördüklerini anlamlı hale getirecek bir beyin sistemine sahip olması olağanüstü bir durumdur. Bizler ancak bu canlıyı incelediğimizde bu bilgiye sahip oluruz. Oysa yeryüzündeki tüm sinekler, yaratıldıkları ilk andan itibaren bu mükemmel yapıya sahiptirler. Çünkü onlar da, yeryüzündeki canlıların tümü gibi, Allah’ın yarattığı birer mucizedirler; araştırıp inceledikçe insanı hayrete düşüren eşsiz yaratılış harikalarıdır.
Sadece birkaç milimetrelik bir alan içine 8000 tane mercek yerleştirebilecek ve bunların her birine görme yeteneği verebilecek bilgi ve teknoloji günümüzde mevcut değildir. Bunların ışığı algılamasını sağlayacak ve bu algıyı mükemmel bir şekilde görülür hale getirecek bir sinir sistemini oluşturmak ise imkansızdır. Üstün bilgi ve tecrübeye rağmen insanın bir benzerini meydana getiremediği bu kusursuz yapının tesadüflerle ortaya çıktığı iddiasının bir inandırıcılığı olabilir mi?
Elbette böyle bir şey mümkün olamaz. Tesadüfler, bu canlının sahip olduğu 8000 mercekten sadece bir tanesini, hatta bu mercekleri oluşturan sayısız hücrenin tek bir proteinini bile oluşturamazlar. Her varlığı mükemmel detaylarla yaratan, küçücük bir sinekte olağanüstü bir donanım var eden ve insanlara bunları anlayıp düşünmeleri için akıl ve vicdan veren, varlıkların tümünü her an gören ve her an gözeten Yüce Allah’tır.
Sineklerin duvarlarda, camlarda hatta tavanlarda baş aşağı bu kadar rahat hareket etmeleri, yer çekimi yasasına meydan okurmuşçasına davranışları hep merak konusu olmuş, bilim insanlarının da dikkatini çekmiştir. Sinek diye küçümsememek gerekir. Dünyamızda bulunan her canlı organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak, kendi tabiatı ve eko sistemi içinde, insana bir faydası vardır.
Vücutlarının hacimlerine oranla, sinekler ağır sayılmazlar ve onları yere çeken güç pek önemli değildir. Bu güce karşı gelen de, ayaklarındaki kılların ucunda bulunan vantuzlardır. Bu vantuzlar ayrıca yapıştırıcı, yağlı bir madde salgılarlar. Sinekler ayaklarındaki bu yüzlerce vantuz ve salgıları sayesinde her türlü yüzeyde gezinebilirler. Ancak yüzeyin yağ çözücü, örneğin solvent gibi bir madde ile kaplanmamış olması gerekir. Sinekler tavanda yürürken, 6 bacaklarından ikisi hareketlidir. Diğer 4 bacak daima sabit durumdadır.
Karıncalarda ise durum biraz farklıdır. Ortalama bir karıncanın vücudunun hacmine göre ağırlığı, sineğe nazaran daha fazladır. Hatta toprakta yaşayan bazı türleri düz bir zemine bile tırmanamazlar. Evlerimize giren küçük karıncalar, çok hafif olduklarından duvarlarda yürüyebilirler.
Asıl merak edilen konu sineklerin tavanda nasıl yürüyebildiklerinden çok oraya nasıl konduklarıdır. Öyle ya, başı yukarıda, ayakları aşağıda uçan bir sineğin tavana tepetakla konabilmesi için bir yerde takla atması, uçuş konumunu değiştirmesi gerekir, ama nerede, ne zaman ve nasıl?
Uzun süre inanılan teoriye göre, sinekler tam konma anında, yuvarlanan bir varil gibi yandan yarım dönüş yapıyorlardı. Bu teorinin yanlış olduğu, ancak yüksek süratli, saniyede birçok film çekebilen kameralar sayesinde ortaya çıktı ve sineklerin bir sırrı daha açıklığa kavuştu.
Çekilen filmlerden görüldü ki, sinekler tavana konarken yandan değil, sirklerdeki trapezciler gibi geriye yarım ters takla atmaktadırlar. Tavana yaklaşınca, ön ayaklarını başlarının üzerine çekerek ters dönmekte ve tavana önce ön ayakları ile dokunmaktadırlar. Sonra sıra ile diğer ayaklarını da koyarak vücutlarının tavanda tutunmasını sağlamaktadırlar.
Sinek önce, yön belirlemeye yarayan organlarını büyük bir titizlikle gözden geçirir. Daha sonra, ön tarafındaki denge organlarını ayarlayarak uçuş pozisyonunu alır. Son olarak, duyargalarının ucundaki alıcılar sayesinde, rüzgarın şiddeti ve yönüne göre kalkış açısını saptar. Ve nihayet havalanır. Ama tüm bunlar saniyenin yüzde biri kadar bir zaman sürmüştür. Uçuşa geçer geçmez kısa bir sürede hızlanabilir ve giderek saatte 10 kilometre gibi bir hıza ulaşabilir…
Onun için rahatlıkla “akrobatik uçuş ustası” tanımı kullanılabilir. Havada olağanüstü zig zaglar çizerek uçabilir.Beklenmedik, ani ve sert dönüşler yapabilir. Bulunduğu noktadan dikey olarak bile havalanabilir… Ne kadar elverişsiz ve kaygan olursa olsun, her türlü yüzeye rahatlıkla konabilir.
Karasinek iki kanada sahiptir. Bir bölümü vücudun içine gömülü olan bu kanatlar, sinirlere bölünmüş çok ince bir zardan oluşur ve birbirinden bağımsız hareket edebilir.
Ancak uçuş halinde, tıpkı tek kanatlı uçaklarda olduğu gibi, tek bir eksen üzerinde gidip gelirler. Bu kanatların hareketini sağlayan kaslar, sinek uçmaya başladığında kasılır, inişe geçtiğinde gevşer. Uçuşa başlarken sinirlerin denetlediği bu kas ve kanat hareketleri, bir süre sonra otomatik hale gelir.Kanatların yüzeyinde ve başın arka kısmında bulunan dokunma organları, uçuş ile ilgili bilgileri anında beyine ulaştırır. Sineğin uçuş yeteneği, kanadındaki üstün tasarımdan kaynaklanır. Kanatların kenarları, yüzeyi ve kanat damarları, algılayıcı hassas kıllarla kaplıdır. Sinek bu kıllarla hava akımlarını ve mekanik baskıları tespit eder.
Sinek, uçuş halindeyken yeni bir hava akımıyla karşılaşırsa, bu dokunma organları hemen beyne gerekli sinyalleri gönderir. Kaslar da beyinden gelen sinyallere göre kanatları bu yeni duruma uygun biçimde çalıştrmaya başlar. Sinek bu organları sayesinde, kendisine karşı kalkan bir sinekliğin havada oluşturduğu fazladan rüzgarı hemen algılar ve çoğu kez uçup kurtulur. Karasinek, kanatlarını bir saniyede yüzlerce defa çırpabilir. Bu hareket için, dinlenme sırasında harcadığı enerjinin yaklaşık yüz katı bir enerji harcar. Bu açıdan oldukça güçlü bir yaratıktır. Çünkü insan metabolizması normal temposuna oranla en fazla 10 kat daha enerji harcayabilir. Üstelik insan böyle yoğun bir enerji tüketimini en fazla bir kaç dakika sürdürebilir. Oysa karasinek kanatlarını bu ritimle tam yarım saat boyunca çırpabilir ve bu tempoda bir kilometreden fazla mesafe katedebilir.
Karasineğin gözü ommatid adı verilen yaklaşık 6000 küçük gözden oluşur. Her ommatidin yüzü farklı bir yöne dönük olduğu için, sinek önünü arkasını, her iki yanını, üstünü ve altını görebilir. Yani 360 derecelik bir açıyla çevresini algılayabilir. Her ommatide 8 duyu hücresi bağlıdır. Gözdeki toplam duyu hücresi sayısı ise 48.000 kadardır. Bu sayede sineğin gözü saniyede 100 görüntü alabilir.
Birçok insanın zararlı zannedip öldürdüğü sineklerin yukarıda sayılan faydalarına ilâveten, Bediüzzaman’a göre daha başka faydaları da vardır. Evet, ona göre, sineklerin bazı cinsleri, muhtelif ve kokuşmuş maddeleri yerler, devamlı pislik yerine arılar gibi katre katre şurup damlatırlar. Böylece sinekler küçücük değiştirme ve arıtma makineleri hükmüne geçerler. Diğer bir başka cinsi de bitkilerin çiçeklerinin ve incir gibi bir kısım ağaçların aşılanmasında istihdam olunurlar.
Sinek, yiyecekleri yemeden önce, hortum biçimindeki ağzında bulunan tüpleriyle ona dokunup “kalite kontrolü” yapar. Sinek, diğer bir çok canlıdan farklı olarak besinlerini dışarıda sindirir. Bunun için hortumları sayesinde besinlerinin üzerine çözücü bir sıvı boşaltır. Bu sıvı, besini sineğin emebileceği kıvama getirir. Sinek daha sonra hortumuna bağlı emici pompalarla besini içine çeker.
Bunun haricinde ,
Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
“Sizden birinizin (yemek) kabına sinek düşecek olursa, onu iyice batırın. Zira onun bir kanadında hastalık, diğerinde şifa vardır. O, içerisinde hastalık olan kanadıyla korunur.” (Ebû Dâvud, Et’ime 49, Buhârî, Tıbb 58, Bed’ü’l-Halk 14; İbnu Mâce, Tıb 31, Nesâî, Fera’ 11)
AÇIKLAMA:
1. Bu rivayet, Resulullah (asv)’ın, vahye dayanarak konuştuğu hususunda, Müslüman olmayan biyoloji âlimlerini dahi ikna edecek mahiyette mucizevi hadislerinden biridir. Zira, Peygamber Efendimiz (sav), mikrobiyoloji ilminin hiç olmadığı bir devirde, Arabistan gibi hiçbir tabiat ilminin konusu olmadığı bir diyarda, bugünkü ilmin sadece bir terminoloji farkıyla ifade ettiği önemli bir olayı eksiksiz ifade buyurmuştur.
Sinekte, insan sağlığı için zararlı ve faydalı maddeler var, bu maddeler dengeli bir şekilde yer almaktadır. Bir kanadında zararlısı, bir kanadında faydalısı.
2. Hadis muhtelif tariklerden gelmiştir. İbnu Mâce’de, Ebû Saîdi’l-Hudrî (radıyallahu anh)’tan yapılan rivayette “Sineğin iki kanadının birinde zehir, diğerinde şifa vardır. Eğer bir yemeğe düşerse, onu içine iyice batırın (sonra çıkarıp atın). Çünkü o, önce zehirli (kanadını banar), şifa(lı kanadı) geri bırakır.” buyrulmuştur.
Bu rivayetten anlaşılacağı üzere, tamamını batırma emri, sineğin dışta kalan kanadındaki şifanın yemeğe geçmesi içindir. Çünkü hadis, zehirli kanadı üzerine düşerek öncelikle onu yemeğe batırdığını, diğer kanadı dışarıda kaldığı için o kanattan geçen zehiri zararsız kılacak şifanın (panzehirin) gerideki kanatta kaldığını belirtmektedir. Tamamı batırılınca dışarıda kalan kanattaki panzehir de yemeğe geçeceği için, öbürünün vereceği zarar bertaraf edilmiş olmaktadır.
3. Sineğin zehirli kanadı hangisi? İbnu Hacer, bunu tasrih eden rivayete rastlamadığını, ancak bazı âlimlerin teemmül ederek: “Sineğin, sol kanadıyla korunduğunu, dolayısıyla bunun zehirli kanat olduğunu, şifanın da sağ kanadında bulunması gerektiğini” söylediğini belirtir. Ebû Saîd hadisinde de zehirli kanadın (korunma vs. işlerde) tekaddüm edip, şifalı kanadın teahhur ettiği belirtilmiştir.
Pek çok hayvan, zıd sıfatları nefislerinde bir araya getirirler. Allah aralarını telif etmiş ve onların bir arada bulunmalarını takdir buyurmuş, onlardan hayvanî kuvvetleri ortaya çıkarmıştır. Nitekim Allah arıya, enteresan bir sanat olan paketlerini yapmayı ve içerisinde bal yapmayı ilham etmiştir. Karıncaya da ihtiyaç zamanı için gıdasını biriktirmeyi, çimlenmemesi için de buğdayı ortadan ikiye bölmeyi ilham etmişti. Onlara bu ilhamları yapan Zât, sineğe da kanadının birini önce kullanıp diğerini de geride tutmayı ilham etmeye kâdirdir.”
İbnu’l-Cevzî der ki: ” Zira, arı, baş kısmıyla bal toplar, aşağı kısmıyla da zehir alır. Zehiri öldüren yılanın eti, zehrin tedavisinde kullanılan ilaca katılmaktadır. Sinek de gözün parlatılması için ismid (denen sürme çeşidiyle) birlikte ezilir.” Bazı tabibler: Sineğin bir zehirleme kuvveti bulunduğunu, buna da sokması durumunda hâsıl olan kaşıntı ve şişliğin delâlet ettiğini, bu kuvvenin onun silahı olduğunu, sinek kendisine sıkıntı veren birşeye denk gelince onu silahı ile karşıladığını, bu zehir kuvvesine, Allah Teâlâ hazretlerinin, onun diğer kanadına koyduğu panzehirle karşı koymayı emrettiğini, böylece iki maddenin birbirine mukabele edip Allah’ın izniyle zararı ortadan kaldırdığını söylerler. (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 11/135-137.)
“Dolu bir yemek kabının içine bir sinek düşerse, o sineği tamamen kabın içine batırıp çıkardıktan sonra kullanabilirsiniz.”
Bu tavsiye, tehlikeli olmasa da garip görünebilir. Halbuki Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bütün söz ve davranışlarının ilâhî bir temele dayandığını, bu yüzden onlarda hata ve yanlışlık olmayacağını bilen bir mü’min için bu hadîsin de muhakkak mantıkî açıklaması vardır. Ancak anlaşılması için belki asırlar geçmesi gerekir. Şöyleki:
Tıbbî olarak sineğin vücudunun bazı bölümlerinde patojenleri (hastalık sebebi olan mikropları) taşıdığı bilinmektedir. Bu, XV. asır önce tecrübî tıbbî bilginin olmadığı bir dönemde Efendimiz (asv) tarafından bildirilmiştir.
Bu yüzden modern zamanlarda bakteriler gibi zararlı organizmalara karşı penisilin başta olmak üzere antibiyotikler keşfedilmiş ve kullanılmaktadır.
Bu konuyu tetkik eden makaleyi yayınlayan Dr. Samahı, mikrobiyologların sineğin midesinin içinde parazit olarak yaşayan uzun hücrelerinin bulunduğunu keşfettiklerini bildiriyor. Bu mantarsı hücreler, kendi üreme döngülerinin bir bölümü olarak, sineğin solunum kanallarına doğru çıkıntı yaparlar. Sinek, sıvının içine tamamen batırılırsa, osmotik basınçta meydana gelen değişiklik hücrelerin çatlamasına yol açmaktadır. Bu hücrelerin muhtevası ise, sineğin vücudunda taşıdığı patojenlere karşı olan bir antidottur; yâni zehire karşı panzehirdir. Yemeğe bulaşan sinekten çıkan zararlı mikropları, sinek batırılınca çatlayarak ortaya çıkan antidot tesirsiz hâle getirmektedir.
Mikrobiyolojideki en son araştırmalar Hz Peygamberin (s.a.v.) XV. asır önce bildirdiği tavsiyenin tıbbî izahını yapmakla, âdeta Onu tasdik etmektedir. (Dr. Mustafa REYHANLI, Gerçeğe Doğru )
Tek bir sinek bile,insanoğlunun ürettiği tüm teknolojik araçlardan çok daha üstündür.Dahası sinek “canlı”dır. Uçaklar ya da helikopterler bir zaman kullanılır, sonra çürümeye bırakılır.Sinek ise kendisinin benzerlerini üretir.
Araştırmasından dolayı SN.Melda BAĞLI’ya teşekkür ederiz.
Topraklanmak…
Hiç bir şeye endeksli değiliz bu hayatta. Ne ailemize,ne arkadaşımıza,ne patronumuza,ne sevgilimize,ne de içinde bulunduğumuz dünyaya..İçimizde ki güçle yakınlaştığımız zaman her şey çözülüyor ve kendiliğinden geliyor karşımıza..
Önemli olan sevgide ve dengede kalarak olayların neden ve niçin karşımıza geldiğini çözmek..
Bu deli sorulara kendimizi çok kaptırmadan farkındalıklarımızı kullanarak çözüm bulmak.
Hayat elbetteki toz pembe değil ve olmayacaktır,fakat yaşadığımız her deneyim bir sonra ki tecrübe için bizlere yol olacaktır..
Amaç yaşadığımız tüm deneyimlerin farkına vararak yaratığı karmayı temizlemek.
Her karma, her olay temizlendiğinde iyi ya da kötü yeni kapılar açar..
Kapılar açıldıkça ışık olur hayatımızda ve en güzel armağan dengede kalarak hayatın tadının farkına varmaktır.
Her gün yeni bir senaryo yazılır ve oynanır..
Gün gelir başardığımızı hissederiz, bu frekansdayken iyi ve daha iyileri niyet edelim.
Hayata istediklerimizi yaşamaya geldik, ne istiyorsak o..
Eğer gelmiyorsa üzülmeyelim,bizim için ya hayırlı değil yada daha zamanı gelmedi.Allah her zaman bizim içimizi biliyor..
Her yeniay ritüelinde oluğu gibi istemeye, devam edelim.Ve unutalım gitsin.
Enerjiyi bloke etmeyelim daha fazla..
Sevgi gibi; eğer kollarımızı açık tutarsak sevgi gelir..ve hayatımıza yansır..
Kapı, her ne yaşarsak yaşayalım, açık kalsın.
Egomuzla vedalaşalım beslemeyelim onu..
Azaldıkça yol katediyoruz..
Ruhumuz aydınlanıyor..
Hologram ve Varoluş
Bugüne kadar ortaya atılmış en güzel hipotezlerden biri, fiziksel varoluşun tıpkı bir hologramdaki içiçe geçen desenlerdeki gibi, titreşimlerden oluştuğunu ileri süren tezdir.
Hologram kelimesi Yunanca holos-gramma, yani “tüm mesaj” anlamına gelir ve gerçeğin bölünmemiş bütünlüğünü anlamada yararlı bir benzetmedir. Bu benzetme, tek, uyumlu ve akıcı bir bütünün hem bilinç hem de yaşanan dışsal gerçeği içerdiğini anlamamıza yarar. Holografi her tür dalga formunu kullanır ancak en yaygın bilinen çeşidi modern fotoğraf halogramıdır.
Varoluşun bölünmez bütünlüğünün, madde, enerji, hareket ve yer-zaman ögelerinden oluşan bir holografik model olduğu öne sürülür. Ne kadar küçük olursa olsun, her bir nokta, tıpkı bir holograf plakasında olduğu gibi, bütünün şeklini içermektedir. Bu teorinin özünde yatan kavram en ufak parçacığın dahi içinde tüm geçmişi (ve hatta bazen geleceği de) barındırdığı fikridir. İşte varoluşun altındaki gerçek de budur. Biz aynı anda hem bütünün bir parçası, hem de bütünün ta kendisiyiz. “Herşey bir’de ve Bir herşeyde..”
Begüm ERDOĞDU
Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir..
Hayatinizin Amaci Doğum Tarihinizde Gizli!
“Hayat Amacı Sistemi bir insanin doğum tarihini kullanarak, üç ya da dört sayıdan (sıfırdan dokuz’a kadar tam sayıların üç ya da dört tanesinden) oluşan doğum sayısını belirler; sonra bu doğum sayısını, o kişinin hayat amacı hakkinda anlamlı bilgiye dönüştürür.” Doğum sayısının açığa çıkarttığı o bilgiyle o sayı ile ilişkili sipritüel yasalarin uygulanışı hayatları değiştirebilir.
“Eğer hangi limana doğru seyrettiğimizi bilmiyorsak, hiçbir rüzgar bizim için uygun degildir.” SENECA
BU DÜNYA YA GELİP AMACINIZIN NE OLDUĞUNU HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ? NEDEN BURADASINIZ? HAYAT AMACINIZIN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN EVRENİN HANGİ YASALARINA UYMAK ZORUNDASINIZ? AMACINIZI GERÇEKLEŞTİREMEDEN GEÇİP GİTMEK İSTER MİSİNİZ VE DOĞDUĞUNUZDA AİLENİZİN BİR İSİM, EVRENİN İSE SİZE BİR SAYI VERDİĞİNİ BİLİYOR MUYDUNUZ?”
Eğer doğum tarihinizi tam ve kesin olarak biliyorsanız, sayının her şeyin özü, aslı olduğunu söyleyen Pitagor’un mirasi üzerine inşa edilen bu araştırmanın sonucunda, hayatınızın büyük tablosunu görmenizi sağlayacak kesin bir merceğe sahip olabilirsiniz.
1- Doğum tarihinizi mutlaka tam ve doğru olarak bilmelisiniz.
Örneğin: 22 şubat 1946.
2- Doğum tarihinizi sayı ile yazın. Önce günü, sonra ayı, sonra da yılı yazın: 22.2.1946
sayıları toplayın.
2+2+ 2+1+9+4+6 =26
3- çıkan sayıyı tekrar toplayın: 2+6=8 (evrenin size verdiği sayı 8 olarak belirlenmiştir.)
4- eğer ilk toplamınız 20,30,40 gibi sıfırla bitiyorsa o iki sayıyı da toplayarak son sayıyı bulun.
4+0=4 gibi.
doğum tarihine bağlı olarak tek sayıya düşüreceğiniz bir doğum sayısı elde edeceksiniz.
HER ANA SAYININ ENERJİLERİ VE SORUNLARI
1- Yaratıcılık ve güven
2- İşbirliği ve denge
3- İfade ve duyarlılık
4- İstikrar ve süreç
5- Özgürlük ve disiplin
6- Vizyon ve kabul
7- İtimat ve açıklık
8- Bolluk ve güç
9- Bütünlük ve bilgelik
0- İçsel yetenekler
1′ den 9′a kadar elde ettiğiniz sayılardan biri sizin hangi yaşam enerjisine sahip olduğunuzu gösterecektir. Örnekte ki 26/8 enerjisine sahip olanlar bu dünyaya 8′in temsil ettiği bolluk ve güç, 6′nin temsil ettiği Vizyon ve kabul, 2′nin temsil ettiği işbirliği ve denge için gelmişlerdir.
(1) ENERJİSİ İLE DOĞDUYSANIZ.
YARATICILIK VE GÜVEN’i temsil ediyor,
Yaratıcı ve sanatçıları oluşturuyorsunuz.
Hayat amacı 1 olanlar dünyaya pozitif yaratıcı enerji sunmak için burada bulunmaktadırlar.Bu amacı gerçekleştirebilmeleri için , riskler almalı az seçilen yolu seçmeye cüret etmeleri ve güven duygularını geliştirmeleri gerekir. Başarılı olabilmek için yüksek yaratıcılık ve güven sergilemiş bir kişiyi düşünün ve onu imgeleyerek gözünüzde canlandırın, bir yaratıcılık dinamosu oluşturarak niteliklerinizi geliştirin.
(2) ENERJİSİ İLE DOĞDUYSANIZ
İŞ BİRLİĞİ VE DENGEYİ TEMSİL EDİYOR, en iyi diplomatlari oluşturuyorsunuz. Bu bireyler sorumluluklarının sınırlarını belirlemek ve başkalarıyla uyum ve denge ve karşılıklı destek ruhu içinde çalışmayı öğrenmek için buradadırlar. Hayat amaçlari çetin bir tırmanış içerdiğinden zorlu yollardan geçerler. 2 çok güçlü bir hizmet sayısıdır. Bu sayı hizmet etme, yardım ve yol gösterme itilimi yaratır ve genellikle bu kişiler isimsiz kahramanlar olarak hizmet edeceklerdir.
Denge yasasını başarabilen ikiler dünyada sevgi dolu hizmetlerin kaynaşı haline gelerek büyük saygı uyandırabilirler.
(3) ENERJİSİ İLE DOĞDUYSANIZ
İFADE VE DUYARLILIĞI TEMSİL EDİYOR,en iyi hatipleri oluşturuyorsunuz. Duygusal hassasiyetlerinden yararlanarak dünyaya pozitif, yürekten kendilerini ifade etmek için buradadırlar. 3′ ler kendilerinden kuşku duymak, aşırı hassasiyet gibi duygularla karşı karşıya gelebilirler. Hayat amaçları kolayca gerçekleşmediğinden zorlu bir sınavdan geçerler. Sevgi enerjileri ile açık bir kanal oluşturarak başkalarına sevinç ve ilham verirler. Dünya da bir ışık gücü oluşturabilecek kadar güçlüdürler. Kendilerinden kuşkuyu aştıkları an; bolluk ve bereket neredeyse hiç çaba göstermeden doğal biçimde onlara akar.
(4) ENERJİSİ İLE DOĞDUYSANIZ
İstikrar ve süreç için buradasınız ve en iyi analistleri oluşturuyorsunuz. Dünyada istikrara kavsuşabilmek için , önce fiziksel , duygusal ve zihinsel yönden bir iç istikrar duygusu yaratmaniz gerekir.”Uygun hazırlık, ortaya kötü işlerin çıkmasını önler,” sözü 4 ler için iyi bir öğüt olabilir.
Başarıya kesin bir niyetle ve uzun süre bir noktada odaklanmış çabalarla ulaşılır. Başarıya ulaşana dek, zorluklar ve sorunlar karşısında sebat göstermeniz gerekir. Sebat ve kararlılıklarınızın sınanacağı özel durumlar yaşayabilirsiniz. İçinizdeki sabırsızlık , her şeyin adım adım gerçekleşmesi sizi yorabilir ama hayat amacınızın bu şekilde gerçekleşeceğini unutmayınız. Eğer yukarıda belirlenen evrenin yasalarına ve sabırlı davranmaya gerekli dikkati gösterebilirseniz en uzak hedefleri bile aşacağınızdan şüpheniz olmamalıdır.
Büyük anonim şirketlerinin, çok uluslu dev firmaların, imparatorluk haline gelmiş yatırımcıların büyük bir bölümü dört enerjisi ile dünyaya bırakılmışlardır.
Benliğini en yüksek düzeyde geliştirebilen dörtler Öz’ün (içlerindeki Tanrının) sorumluluğu almasına izin verirler. Yaratıcının sürecine güvenmeyi öğrendiklerinden zaman çerçevesi sınırına aldırmamayı ve başarının kendilerine doğru hızla yol aldığını bilebilirler.
(5) ENERJİSİ İLE DOĞDUYSANIZ ,ÖZGÜRLÜK VE DİSİPLİNİ TEMSİL EDİYOR VE EN İYİ KAŞİFLERİ OLUŞTURUYORSUNUZ.
Hayat amacı beş olan bireyler, disiplin, odaklanma ve deneyim derinliği vasıtasıyla iç özgürlüğe ulaşmak için burada bulunmaktadırlar.
İç özgürlüğü deneyimlemek 5′ler için en önemli şey haline gelebilir. İç özgürlüksüz, koşulları ne olursa olsun kendilerini mahkum gibi hissedebilirler. Eğer ona sahipseler, hiçbir şey onları bağlamaz ve bu tür iç özgürlük, dünyada kendine güven ve bağımsız hareketler olarak tezahür eder.
Disiplin 5′ler için bir anahtar, bir çözüm yoludur; çünkü disiplin eksikliği odaklanma ve içsel kuvvetin gelişmesini önler. Disiplinli yaşam yoluyla özgürlüğün kapısını açacakları bilincindedirler hayatın tüm temelini oluşturan evrenin sipritüel yasalarının farkına vardıklarından daha derin bir özgürlük duygusuyla donanırlar. Sadece yüzeyde sekmekten çok, hayatı derinlemesine, deneyimin kalbine doğru kazacak disiplini geliştirmişlerdir. Aşırı tutkulari ve serüvenci kişilikleri; onların heyecanlı ve sıradan olayları olağan üstü şeylere dönüştürmelerini sağlar.
Çabuk kavrayan ve hızlı öğrenen kişiler olduklarından canları kolayca sıkılabilir. Evrenin oyun alanı olacağı noktaya dek bilinçlerini geliştirmeye çalışırlar. O noktada bedenlerine hapsolmaktan kurtulurlar, çünkü doğal duru görü yeteneği ile bedenlerinin çok ötelerine yolculuk yapabilecek haldedirler.
(6) ENERJiSi iLE DOĞDUYSANIZ VİZYON VE KABULÜ TEMSİL EDİYOR VE EN İYİ YARGIÇLARI OLUŞTURUYORSUNUZ.
Hayatın doğasında var olan mükemmelliği görmeyi başararak, kendilerini, dünyalarını ve yaşanan anı olduğu gibi kabullenmek için buradadırlar. Bu bireyler idealizmin ateşini canlı ve parlak bir biçimde yanar halde tutarlar. Onlar insanları ellerinden geldiği kadar daha da iyisini yapmaya çağıran vizyonerlerdir. Esneklik ve kusursuzluk yasalarını uygulamayı başarabilirlerse vizyon ve umutla yaşayarak ideallerine ulaşırlar. Jan Dark, Kristof kolomb, İsaac Asimov gibi bizi harikalar diyarına götüren, Thomas Edison gibi dünyayi bir anda ışıklara boğan 6 enerjiisine sahip vizyonerler; bu yasaları eksiksiz uygulayabilenlerdir.
Kendi doğalarında ve dünyada var olan hayatın pozitif yönünü keşfedenler, form dünyasının ardında parlayan mükemmellik ışığını görebilecek derinliğe erişebilirler.
6 enerjisiyle doğduysanız hayat amacınızın gerçekleşmesi için mutlaka kendinizi iyi ve başarılı biri olarak imgeleyin. Başkaları ve dünya için iyi şeyler hissetmeye ve yüksek adalet mekanizmasina güvenmeye devam edin.
(7) ENERJİSİ İLE DOĞDUYSANIZ EN İYİ BiLGiNLERi OLUSTURUYOR, İTİMAT VE AÇIKLIĞI TEMSİL EDİYORSUNUZ.
Hayat amacı 7 olan bireyler, kendi içlerindeki, başkalarının içindeki ve yaşam süreçlerindeki ışık ya da öze itimat edebilmek için burada bulunmaktadırlar. Ama burada yapmakta oldukları şey kolayca gerçekleşmeyeceğinden sorunlarla karşılaşabilirler. Bağımsızlığa meyilli ve yalnızlığa ihtiyaç duyan kişilerdir. Topluluğu sever gibi gözükseler de, mahçup düşme konusundaki süptil korkulari nedeniyle özel süreçlerini nadiren paylaşırlar.
7′ler evrene büyük bir inanç duyabilirler. Bunu adeta çok önceden biliyorlarmışcasına güvenle kendilerini evrenin yasalarına bırakarak telaşsız bir yaşam sürebilirler. Derin gevşeme hali korkusuzluğa ve mistik bir doyuma ulaştırabilir.
Bunu başarabilen 7′ler istismar edilmeye bile izin vermeye başlarlar. Artık korkusuz olduklarından içlerindeki ışığı açığa çıkarmak ve paylaşmak istediklerinden duygularını açığa vurarak büyük güçlerini gösterirler.
Başkaları tarafından aldatılma ve ihanete uğrama beklentisi olan 7′ler büyük deneyimler yaşarlar. İtimat duygusunu geliştirdikleri ölçüde deneyimler hafifleyerek yok olur. Beklentiler yasasına uymayı başaranlar bu deneyimleri kolaylıkla aşarlar.
Korkularından kurtulmayı başaramayan 7′ler korkuları nedeniyle “gerçek ben”lerini saklama eğilimindedirler. Hayatin satır aralarını okuyabilecek keskin zekaya sahip olan 7′ler, dünya çapında büyük düşünürler, yazarlar, mistikler, felsefeciler olabilirler. Onlar bazı şeyleri nasıl bildiklerini bilmeden bilebilirler ve içlerinde ulaşılmayı bekleyen zengin kaynaklara ancak cilalarından sıyrılarak ulaşacaklarını keşfettiklerinde tüm şekil ve detaylardan sıyrılmış sanatçılar haline gelmişlerdir.
(8) ENERJİSİ İLE DOĞDUYSANIZ EN İYİ HAYIR SEVERLERİ OLUŞTURUYOR BOLLUK VE GÜCÜ TEMSİL EDİYORSUNUZ.
Hayat amacı bolluk, güç ve itibarla çalışmak ve başarılarını kamu yararı için kullanmak üzere burada bulunan 8′ler, büyük arenalarda olduğu gibi, küçük arenalarda da doyum verici başarılar kazanabilirler.
8′lerin kaderinin merkezini oluşturan maddi başarı, kaçınılmaz surette parayı içerir. para bir enerji biçimi, hayatlarimızın termometresinde bir civa sütunudur. 8 enerjisi ile doğanlar bollugu tezahür ettirirken sadece para için burada bulunmazlar. Dürüstlük yasasini iyi uygulayabilen 8 ler için itibar,basari ve güç asla tanrilasmayacaktir. yararli hizmetler yaparak yasalar yeterli uygulanmiþ olacagindan emegin önemini anlayacaklar ve basarinin aslinda ter koktugunu anlayacaklardir.
8′ler dikkat çekmekten hoslanmasalar da , süptil yollardan dikkat çekmeyi basarabilirler. Saygi ve itibar görmenin çesitli yollariniý bilirler.
Dürüstlük yasasini iyi uygulamayanlar, at gözlüklerini takip insanlari çigneyerek para ve güce kestirmeden ulasabilirler, ama en sonunda çok agir dersler alirlar.
Pozitif yönde çalistiklarinda ellerindeki bollugu cömertçe paylasabileceklerinden hayatlarinin amacina ulasacaklardir. Eger aç gözlü davranirlarsa daha aç gözlü olurlarken, sevgiyle davranirlarsa, daha büyük sevgi gelisimi ile büyük bir enerji kazanabilirler.
(9) ENERJİSİ İLE DOĞDUYSANIZ EN İYİ LİDERLERİ OLUŞTURUYOR VE BÜTÜNLÜK VE BİLGELİĞİ TEMSİL EDİYORSUNUZ.
9 ENERJİSİ İLE HAYAT YOLUNDA OLANLAR, içlerinde ve başkalarının içinde tezahür eden ÖZ’E ( Tanrıya) itimat ederek ve onu izleyerek, dengeli sorumluluk, kendine itimat ve bütünlük (özü-sözü birlik) sorunlarını halletmek ve kalbin yüksek bilgeliğiyle uyum içinde yaşamak için burada bulunmaktadırlar.
Deneyimleri aklileştirmek , gerçeklerle yüzleşmek ve onları aşmak zorundadırlar. Ayrıca kalplerde yazılı olan spiritüel yasaları öğrenmek için , zihinsel süreçlerden çok duygularda açığa çıkan yüksek bilgeliği yakalamak zorundadırlar.
Özellikle 9 enerjisiyle bu dünyada yer alanların “kalplerinin danışmanlığını” en yüksek otorite olarak tanımak ve bunu deneyimlemek için burada yer aldığını söylemek gerekir.
Önce kendilerine itimat ederek yüksek prensiplere ulaşabilirler. Duygu boyutu çok gelişkin olan 9 enerjisi vicdan ve evrensel bilinçaltı ya da sezgileriyle kendi yolunu rahatça bulabilir.
Çogu kendine güvenli görünür ve liderlik enerjisiyle ilişkili doğal bir karizmaya sahiptirler. Sürekli kendilerini yeniden tanımlamaya çalışırlar ve kendilerini tanrının iradesiyle karıştırabilirler. Yüksek hizmete adanmışlıkları ve başkalarına destek sağlama arzuları hayat amaçlarını oluşturur. Bunu yaparken sipritüel bir dil kullanmazlar.
Mahatma Ghandi, Elvis Presley, Albert Schweitzer, gibi ünlüler de aynı hayat enerjisiyle doğmuşlardır.
Ateşe yaklaşmaktan değil yanmaktan korktuğundan, spiritüellikten de bu yüzden korkarlar.
(SIFIR ENERJİSİ İLE DOĞANLAR İÇSEL YETENEKLERİ TEMSİL EDERLER. O BİR HAYAT AMACINI İÇERMEZ. DAHA ÇOK POTANSİYEL KAYNAKLARI VE SEZGİYİ İFADE EDER.)
Kendilerini ne kadar hizmete adarlarsa o kadar içsel yetenekleri gelişecektir. Güçlü sezgileriyle yerinde kararlar vererek başarıya ulaşacaklar ve içsel yolculuklarında büyük bir mutluluk yaşayacaklardır. Boş bir odada bile o odada yaşananları hissedebilecek kadar incelmis duyarlılıkları, önceden yaşanmış olayları bilmelerini sağlar. Bu niteliklerini kötüye kullandıklarında zorlu bir hayat yaşayabilirler. Pozitif kullanımda ise en yüksek dağları aşabilecek gücü yakalarlar. Bu gücü daha verimli hale getirebilmenin yollarını aramak ve yararlı olmak hayat yolculuğunda en büyük mutluluğu yaşamalarına neden olacaktır.
Hayatımızın amacını öğrendikten sonra uymamız gereken evrenin sipritüel yasalari vardir ki bu yasalari öğrenerek ve onları kullanarak amacımızı gerçekleştirme yolunda daha emin adımlar atabiliriz.
Uyulması gereken yasalar:
ESNEKLİK YASASI
bu yasayı kullanmakta ustalaşarak, engelleri ilerleme vasıtalarına, sorunları da fırsatlara dönüştürürüz. “Rüzgar kuvvetli esiyorsa, sadece onu kabullenmez ya da ona katlanmayız, ama yel değirmenleri inşa ederiz.”
Bir grup insanın başına acı verici bir olay geldiğinde bu insanlardan bazıları tam bir şok, ret ve acı içinde bu deneyime zihnen direnirler; böylece ağacın dallarının rüzgarda kırılması gibi en sert deneyimi yaşarlar.
Diğerleri ise, işlerin nasıl olduğu hakkında bir perspektif duygusuyla hayatın bütün tablosunu görerek, eğilerek, durumu tümüyle kabullenip deneyimleme yeteneğini geliştirmişlerdir. Eğilen bir dal gibi, onlar da eğilerek kırılmaktan kurtulmuşlardır.
Bu yasayı uygularken şöyle düşünün: kasılma, donup kalma, geri çekilme ya da savaşma eğilimi göstermek yerine kendinizi gücün akışına bırakabildiniz mi? Akışa uyarak onu kendiniz kılabilirsiniz!
SEÇİMLER YASASI
Her birimiz yaratıcı hayat enerjisine sahibiz. Aynı zamanda kendimizi ifade etme yeteneğine de sahibiz. Bunları yaparken negatif ya da pozitif yollar seçebiliriz. Örneğin: para bir tür enerjidir. Onunla hayır işleri yapabildiğimiz gibi, katil de kiralayabiliriz. Elektrik bir şehri aydınlattığı gibi insanların canını da alabilir. Bütün bu enerjileri yaratıcı bir biçimde kullanmak tamamıyla bize sunulmuş seçeneklerdir bunlari kullanma konusunda bize kimse karismaz. Yaratici enerjimizi olumlu yönlerde kullanarak hayatimizin gidisatini degistirebiliriz.
Bir şeyi pozitif bir biçimde ifade ettiğinizde, pozitif enerjinin size nasıl geri döndüğü dikkatinizi çekti mi?
Birisine iltifat ederken kendinizi nasıl hissettiğinizi düsündünüz mü?
İnsanları yargılamadığınız zaman hayatın size gülen yüzünü gösterdiğini fark edebildiniz mi?
SORUMLULUK YASASI
Başkalarına yardım edebilmek için önce kendi iç evimizi düzene sokmamiz gerekir. Çatışan alt kişiliklerimizi, inançları değerleri ve fikirleri uzlaştırmamız gerekir. Kendi denge noktamızı keşfetmeye, sorumluluk düzeyimizin sınırlarını belirlemeye ihtiyacımız vardır. Bazen aşırı öz veriye dönüşen sorumluluk duygusu bizi zayıf düşürdüğü gibi, hiçbir şey almadan bütün enerjimizi akıtırız. Bu tipler, başkaları için,( ana babaları, arkadaşları, çocukları, eşleri ve yanında çalışanlar için) normal görevlerinin çok üstünde bir sorumluluk üstlenirler. Başkalarının ihtiyaçları öylesine kendi ihtiyaçlarının önündedir ki, bir tür paspas, köle rolü üstlenmişlerdir.
Oysa hepimiz rahatlık bölgemizi belirlemek, saygılı ve sınırlı sorumluluklar taşımak için burada bulunmaktayız. Bir çizgi çizebilmeli,denge noktamızı çok iyi tespit edebilmeliyiz. Sorumsuzluk kadar, aşırı sorumluluk duygusu taşımak son derece zararlıdır.
DENGE YASASI
Bilgeliğin kalbi olan denge, hayatlarımız için dönüm noktası oluşturabilecek bir öneme sahiptir. Bu yasayi uygulamak kolay değildir ancak çaba göstermeye değer. Çünkü; denge hayatımızın efendisi olmamıza yardımcı olabilir.
Çok hızlı mı konuşuyorsunuz?
Alçak sesle konusmayi deneyin.
Çok hızlı mı yemek yiyorsunuz?
“çok yavaş olmayı” deneyin.
Sık sık gerilimli ve gergin misiniz?
Kendinizi gevşemiş hissetmeyi deneyin.
Aşırı güvenli duruşunuzla rahatsızlık mı veriyorsunuz? Ya da güvensiz misiniz?
Daha doğal olmaya gayret edin.
SÜREÇ YASASI
Her adım kendi içinde küçük bir başarı haline gelebilir. Böylece nihai hedefimize ulaştığımızda bir çok başarıyı da beraberimizde götürürüz. Yol boyunca öğrendiğimiz şeyler aslında hedefe ulaşmaktan daha değerlidir. Hiçbir şeyi bir an da öğrenmediğimizi kabul edebilmek, temelden başlayarak yükseklere ulaşmayı öğrenebilmek,adım adım ilerleyen deneme- yanılma sürecini bilebilmektir süreç yasasi.
Hayatınızda ki küçük adımlara dikkat edin ve onları asla küçümsemeyin.
KALIPLAR YASASI
Kalıplar yasası verdiği kararlardan tekrar ve tekrar dönme eğiliminde olan ya da başladığı işi tamamlamadan yarım bırakan, aynı başarısızlıkları tekrarlayanlar için son derece önemlidir.
Biz kalıbı kırana dek kalıp tekrar kendini göstererek tekrarlama eğilimi gösterir. Bir kalıbı kırmanın ve değiştirmenin kahramanca bir savaş gerektirdiğini kabul ettiğinizde kazanacaksınız.
Örneğin: sigarayı defalarca bırakmanıza rağmen yine başlıyorsanız, sigarayı bırakmanın kolay olduğunu deneyimlemişsinizdir. Ama asıl zor olan ona tekrar başlamamaktır. Eski kalıbı kırmak için mutlaka yeni bir kalıba geçmeyi seçmelisinizdir.
DİSİPLİN YASASI
Disiplinli olmak, daha hür, daha mutlu ve daha güçlü yapar insani. Büyük özgürlüğün ve bağımsızlığın en emin vasıtasıdır. O uçmak için sağlanan bir tür düzendir. Eğer bir yerlere ulaşmak istiyorsak bir şeyleri derin bir biçimde yapmak istiyorsak öz-disiplini uygulamak zorundayız.
KUSURSUZLUK YASASI
Geleneksel bir görüş açısından, bu dünya bir ıstırap yeridir. acı çekeriz, aç, evsiz barksız insanlar görürüz ve tam istediğimiz şeyi elde ettiğimiz zaman bile her şey geçicidir.
Aşkın bir perspektiften bakmayı öğrendiğimizde ise her şey kusursuzdur. Ulaşabileceğimiz en iyi şey erdem ve gelişkinliktir ve ona ulaşmak için zaman ve uygulama gereklidir. Kendimiz sürekli başkalarıyla kıyaslayacak şekilde yetiştirildiğimizden olduğumuzdan başka biri olmak için uğraşıp dururuz.
Bilgelik, sabır ve sevgiyle gördüğümüzde; sevinçler ve üzüntüler, şu an da dünya gezegeninde olup biten her şey, büyük bir tekamül süreci ile ilgili olarak, kesinlikle ve tamamen mükemmeldir.
ŞİMDİKİ AN YASASI
Goethe ;” Şimdiki an en güçlü tanrıçadır” diyerek anın kuvvetini vurgular. Zamanin mevcut olmadığı soyut bir felsefe gibi görünse de, geçmiş ve gelecek dediğimiz şeyler bizim zihinsel yapılarımızın dışında bir gerçekliğe sahip değildirler. Zaman fikri; bir sosyal anlaşmadır, gerçekte sadece şu an vardır.
Bedenimiz şimdiki anda yaşar. Kendimizi bu ana bırakmak, onu kucaklamak, geçmişte kalanlarla kederlenmek yerine anın tadını çıkarmak, gelecek denen şeyi bu anın yarattığını kabul ederek bu anı mutlulukla yaşamayı öğrenmek, “şimdiki an” yasasına uyarak hayatımızın amacını gerçekleştirmemize yardımcı olur.
YARGISIZLIK YASASI
Yargılar insanlığın icadıdır. Evrensel ruh bizi asla yargılamaz.
Bu yasa bize tanrının değil insanların icat ettiği ahlak yasalarını hatırlatır. Yargılar enerjinin önünü keser. İç savunmalar ve direnç oluşturur. Oysa yargılardan kurtulmak değişimin kapılarını açar. Kendimizi de sertçe yargıladığımızda, bizi eleştiren insanlari kendimize daha çok çekerek negatif enerji oluştururuz.
İNANÇ YASASI
İnanç yasası, kendine itimat direkt deneyimle gelir. Yani bir öğretmenin ya da kitabın öğrettiklerinden çok kendi deneyimlerimize dikkat etmemiz hatırlatılır. İçimizden geldiği gibi dans etme, savaş sanatları ve diğer sporları uygulama, bir müzik aleti çalma, bunların hepsi bedenimizin düşünmeden, kendi bilgeliğini izleyerek hareket etme noktasındaki itimat ve geliştirmenin güzel yollarıdır. Böylece bedenimize itimat etmeyi, onu dinlemeyi öğrenir, bedenimizin ihtiyaç duyulan şeyi bildiğini yapabildiğini keşfederiz.
BEKLENTİLER YASASI
Eğer kansere yakalanmaktan, sevdiklerimizi kaybetmekten, başarısızlıktan korkuyorsak bütün bunları biriyle açık yüreklilikle paylaşmamız ve zihnimizi başka şeylere odaklayarak kendimizi temizlememiz gerekir. Deneyim yaratmanın anahtarını bilinç altı sağlar. Eğer bilinç altınızda korkular yoksa kansere yakalanmayabilirsiniz. Yaşadığınız an size bilinç altınızda ne beklediğinizi açık olarak göstermektedir. Mevcut sorunlarınız bilincinizin doğurduğu sorunlar olduğuna göre mevcut nimetlerde pozitif beklentilerimizin sonucunda oluşmuşlardır.
Bu yasayı uygulamanın en güzel yolu; olmak istediğiniz şeyi olun! Rahat hale gelene dek prova edin. Daha mutlu, pozitif ve neşeli bir insan olmanın nasıl bir şey olacağını hayal ederek bilinç altı cilalarınızdan kurtulun.
DÜRÜSTLÜK YASASI
“Kötü insanlar cehenneme gitmezler! Onlar zaten cehennemdedirler’ bu kadar kötü davranmalarının nedeni budur. Dürüst davranmadığımız zaman içsel parçalarımız birbiriyle çatışırlar. İçsel öz duygumuz ya da ilhamımız zayıflar, yaşam; kendimizi yoksun ve yalnız hissettirir ve öğrenmemiz gereken tüm dersleri kendimize çektirerek ağır deneyimler geçiririz. İma etme, görmezden gelme, iç çekme , sürekli sızlanma ya da anlaşılma eğiliminde olanlar için dürüstlük yasası, böyle dolaylı, yanlış yola sevk edici, dalavereci, aldatıcı bir iletişime girdiğimizi işaret ederek ihtiyaç duydugumuz “iç ışığımızı” yitirmemize sebep olduğumuzu hatırlatır.
YÜKSEK İRADE YASASI
“İçimde her şeyi bilen Şefkatli bir öz su anda bana yol gösteriyor ve ben onu çağırmayı öğrendiğimde bana en iyi ve en doğru nasıl bulmam gerektiğini gösterecek” dediğimizde. İçimizde yer alan en yüksek ve en iyi adına ya da onun hizmetkarı olarak davranmaya başlarız.
“Eğer ben Öz’ün, Tanrının bir parçasıysam ve Öz benim parçam ise o zaman ben ne istersem bu Öz’ün iradesidir. Ama egomuz, özgür iradesiyle bir tahta yerleşip bütünün hayrını düşünmeden istediğini yapma eğiliminde olduğundan yüksek iradenin, Öz’ün sesini duymaz. Dileklerimiz bütünün hayrına olmalıdır. Dünyanın bir yanı yanarken siz mutlu olamazsınız. Çünkü küller mutlaka size ulaşacaktır. Yağmurlar delinmiş olan damınızdan evinize dolarken kızamazsınız, çünkü o anda kurak olan topraklarda sevinç vardır.
Alabileceğiniz kadar almak yerine verebileceğiniz kadar vermeyi ilke edindiğinizde bolluk ve bereket hep sizinle olacaktır. Vermekten vaz geçmeyin. Her kesin hayrına istediğiniz her şey, sevgi enerjileri ve ışık, günlük hayatınıza yağacaktır.
(Dan Millman’in “Hayatinizin Amaci” adli kitabindan )
Çakralarımızı Düşüncelerimizle Dengeleme
KÖK ÇAKRA: Kök çakra güven ve güvensizlik ile ilgili düşüncelerden etkilenir. Yaşamınıza ve yaşamınızdaki insanlara güvenle yaklaştığınızda olumlu etkileşimler çakranızın düzenli çalışmasına yârdim eder. Güven sorunu ise kök çakrayı bloke edecektir.Yaşamınızda bazı zorluklarla karsılaştığınızda bu zorluklara bakış açınızda kök çakrayi oldukça önemli ölçüde etkiler. Eğer zorluklara karşı esnek ve sorunları aşabileceğinize dair güçlü bir inançla bakıyorsanız kök çakra bundan olumlu olarak etkilenirken ben bu sorunu aşamam, elimden bir şey gelmez inancınız kök çakranızı bloke edecektir. Kök çakranızın olumlu çalışmasına en büyük katkıyı sağlayacak düşüncelerden biri de dünyayı eviniz gibi görmeniz ve evrensel kardeşlik duyguları taşımanızdır. Toprak ana kavramı buna en uygun tanımlardan biridir. Yaşamımızı devam ettireceğimiz besinlerin yetiştiği, tüm insanlığa hizmet eden ve ayrım yapmayan toprak bir anne figürüne çok yakındır. Beslenmek ve barınmak insanin en temel ihtiyaçlarıdır ve her ikisi de toprakla bağlantılıdır. Dünyanın hepimizin evi olduğu ve hepimizin bu evde birlikte yasayan bir aile olduğu inancını yasam felsefesinin bir parçası yapmış bir insanin kök çakrayı bundan oldukça olumlu olarak etkilenecektir.
SAKRAL ÇAKRA: Zihinsel olarak kendinizi çeşitli kalıplarla sınırlamamanız ve önyargılardan arınmanız saksal çakranızın çalışmasını olumlu olarak etkileyecektir. Zihinsel olarak keskin görüşlere sahip olmayan, esnek düşünebilen ve olaylara önyargısız yaklaşan insanların saksal çakraları çok daha pozitif bir durumdadır.Saksal Çakranın direk cinsellikle ilgili olduğunu düşünürsek cinsel olarak saplantılı düşüncelere ve duygulara sahip olmamanızda saksal çakranızın olumsuz olarak çalışmasına katkıda bulunacaktır. Eşinizle aranızdaki cinsel ilişkinin tatmin ediciliği nasıl saksal çakrayı olumlu etkiliyorsa cinselliğe bakış acınızın dengeli olması da sakral çakranızı olumlu olarak etkileyecektir.Yaşamı doğal akışında algılamanız ve ilerlemekten, değişimden korkmamanız da saksal çakranın dengeli çalışması acısından çok önemlidir. Önüne sürekli set çeken, yeni yasam deneyimlerinden korkan ve ne olursa olsun durumunu muhafaza etmeye çalışan insanların sakral çakralarında çeşitli blokajlar ve sorunlar oluşacaktır. Yasamı geldiği gibi yasamak ve gelecekle ilgili endişelerden yâda abartılı beklentilerden kaçınmak sakral çakranın dengesi açısından önemli olacaktır.
SOLAR PLEKSUS ÇAKRA: İrademizi ne şekilde kullandığımız ve amaçlarımıza ulaşmaktaki yöntemlerimiz solar pleksus çakrayı oldukça önemli bir biçimde etkiler. İrademize hâkim olamamız ve düşüncelerimizle eylemlerimizin farklı olması bu çakranın düzgün çalışmasının önündeki en önemli engellerden biridir. Ayrıca yaşam amaçlarımızı doğru tespit edememiş olmak ve kendimize bir rota çizmeden günübirlik yaşıyor olmamızda solar pleksus çakrayı bloke eden bir diğer etkendir. Otoriteyle olan ilişkilerimizin dengesizliği, aşırı boyun eğen yâda isyan eden yaklaşımlar solar pleksus çakramızın çalışma düzenini olumsuz olarak etkileyecektir. Bir birey olarak değerli olduğumuzu bilmek, toplumsal yasamın dışında kendimize ait bireysel kimliğimizi benimsemek, kendi değer yargılarımıza ve yasam felsefemize uygun bir yasam biçimi oluşturmak, standartlarımızı belirlemek ve bunlara uymak solar pleksus çakrayi dengeli çalışmasındaki en önemli öğeler olacaktır. Ayrıca sorumluluklarımızı ne ölçüde kabullendiğimiz ve zevkle yerine getirdiğimizde bu çakramızı derinden etkilemektedir. Sorumluluklarımızı yerine getiriyor bile olsak eğer bunu isteksizce ve sevmeden yapıyorsak solar pleksus çakrayı çok olumsuz olarak etkileyecektir. Önemli olan bir birey olarak varlığımızı doyumlu ve sevgiyle devam ettirebilmemizdir. Sevgi ve duygusal tatmin yoksa solar pleksus çakranın bloke olması kaçınılmazdır. Toplum içindeki yaklaşımlarımız, kendimizi nasıl değerlendirdiğimiz ve dışarıya nasıl yansıttığımız, hedeflerimizi belirledikten sonra buna uygun hareket edip edemediğimiz ve içsel isteklerimizle dışsal yasam biçimimizin uyumu bu çakrayin çalışma seklinin belirlenmesinde esastır.Solar pleksus çakrayı en çok etkileyen düşünceler içsel durumuzla dışsal koşullarımızın uyumuyla ilgilidir. Kendimizi birey olarak ne ölçüde benimsediğimiz, özsaygımız, toplumsal ilişkilerimiz ve iradi kararlarımıza uygun bir yasam sürdürme çabamız bu çakramızın olumlu olarak çalışmasına önemli ölçüde katkıda bulunacaktır.
KALP ÇAKRASI: Kalp çakrasını en fazla etkileyen şey sevgi anlayışımız ve diğer insanlarla sevgi alışverişimizdir. Sevgi kavramına bakış acımız yada sevgiyi yasama seklimiz “eğer” yada “çünkü” türü bir anlayışsa kalp çakramiz önemli ölçüde bloke olacaktır. “eğer benim dediklerimi yaparsan seni severim” yada ” Seni seviyorum çünkü bana karsı çok hoşgörülüsün” tarzı bir sevgi turu kalp çakrasının olumlu olarak çalışmasına bir katkıda bulunmadığı gibi tam tersi bir etki yapacaktır. Ancak “RAGMEN” türü bir sevgi anlayışı kalp çakrasina olumlu etki yapacaktır. “Seni çok sinirli olmana rağmen seviyorum”, ” Seni beni anlamamana rağmen seviyorum” yaklaşımı kalp çakrası için en doğru sevgi turudur. Evrensel olarak tüm insanların bir bütün olduğunu anlamak ve evrensel sevgi kavramı içinde yaşamak kalp çakrasının en önemli besinidir. Affetmek de kalp çakrasının dengeli çalışması için oldukça önemli olan bir kavramdır. Affetmeyi bilmek ve gerçekten affedebilmek insanin üzerindeki negatif enerji yükünü alan ve hatta hücrelerini bile yenileyen duygudur. Başkalarını affetmek kadar kendimizi de affetmek çok önemlidir. Geçmişteki hatalarımız, kendimizi yargıladığımız bazen de artık düşünmek istemediğimiz ancak içimize bir yerlere gömdüğümüz suçluluk duyguların sürekli içimizde taşımamız hastalıklara yol açan en önemli etkenlerden biridir. Kalp çakrasının bağışıklık sistemiyle ilgili olduğunu düşünürsek kendimizi ve başkalarını sevgiyle affetmenin hastalıklara karsı direncimizi nasıl etkileyeceğini daha iyi anlayabiliriz. Bencillik duygularından arınmanız ve kendimizi başka insanlarında yerine koyarak düşünebilmemiz kalp çakramızı olumlu olarak etkileyen bir diğer unsur olacaktır. Karşılıksız sevgi hisleri, fedakârlık ve hoşgörülü olmak kalp çakrasının dengeli çalışması için çok önemlidir. Ancak bu duyguları içten ve doğal yasamak, hissetmek gereklidir. İnsanin kalbinden gelen sevi, merhamet, ilgi, anlayış, affetmek duyguları nasıl kalp çakrasının çalışmasına olumlu etki yapıyorsa kızgınlık, nefret, öfkeyi içinde saklama gibi duygularda kalp çakrasının çalışmasını olumsuz olarak etkiler ve bloke eder.
BOGAZ ÇAKRASI: Boğaz çakrasınıi en fazla etkileyen düşünce biçimi dürüstlüktür. Dürüstlük sadece doğru konuşma, yalan söylememe olarak algılanmamalıdır. Elbette yalan söylemekten kaçınmak boğaz çakrasının dengeli çalışması için çok önemlidir. Ancak kişinin kendine karsı dürüst olması da en az başkalarına karsı dürüst olması kadar önemlidir. Gerçekten istediğimiz gibi bir hayat mı yasıyoruz? Bundan sonra ne yapmak istiyoruz? Kendimizi gerçekten bağışladık mı? gerçekten ona kızgın mıyız? Bu ve bunun gibi birçok soruya çoğu zaman cevaplar vermekten kaçınırız yada kendimizi kandırırız. Belki yaşam koşullarımız istediğimiz gibi olmayabilir ve su anda bunu değiştirmek için elimizden birleyin gelmeyeceğine inanabiliriz ama bunu kabul etmek yerine ben hayatımdan memnunum, ne yapalım buda fena değil demek bize çok daha fazla zarar verecektir. Oysa ben bu durumdan memnun değilim, aslında şunları istiyorum ve bundan sonra bu durumu değiştirmek için yaşamımda elimden geldiğince değişimler yapacağım seklinde bir düşünce boğaz çakramızın dengeli çalışması için çok önemli olacaktır. Boğaz çakrasını olumsuz olarak etkileyen bir diğer düşünce biçimi gerçek düşüncelerimizi ve duygularımızı açıklamaktan kaçınmamızdır. Bu kendimize verdiğimiz değerle ve özsaygımızla yakından ilişkilidir. Hayır demeyi bilmemek, kimseyi kırmamak için herkese
iyi davranmaya çalışmak ve söylemek istediklerimizi içimize atmak boğaz çakramızın çalışma düzenine zarar veren diğer tutumlardır. Boğaz çakrasını olumlu olarak etkileyen düşünce biçimde özsaygıyı, duygularını ve düşüncelerini ifade etmek konusundaki kararlılığı ve sosuyla iletişimlerimizdeki dengeyi gösterebiliriz.
ALIN ÇAKRASI: İçimizden bazen bir ses gelir ve bize hayır yanılıyorsun doğru olan bu değil der. Ancak biz bu sesi bir an için duyar sonra aklimizin bize söylediğini yapmayı tercih ederiz. Bu ses ciddiye alınmadıkça kısılır ve sonunda duyulamayacak kadar az çıkmaya baslar. Bu ses bizim yüksek benliğimizin sesidir ve kendini ifade etme seklide sezgilerdir. Yüksek benliğimiz bizimle sezgisel olarak konuşur ve oldukça kırılgandır. Onu dinlememek yada anlamaya çalışmadan sadece mantığımıza güvenmek bir sure sonra susmasına neden olacaktır. Alin Çakramız yüksek benliğimizle irtibatımızın sağlandığı ve sezgilerimizin kaynağının bulunduğu merkezdir. Bu çakranın düzgün ve dengeli çalışması içimizden gelen bu sese kulak vermemiz ve ona güvenmemizle mümkün olacaktır. Sezgilerimizi takip ettiğimiz ve onlara değer verdiğimiz surece yüksek benliğimizin sesi daha çok çıkar ve artik onunla bağlantı kurup istediğimiz cevabi almamız çok kolaylaşır. Zihinsel olarak esnek olmak ve kalıpsal düşüncelerden kurtulmakta alin çakramizin dengeli çalışmasına önemli ölçüde yârdim edecektir. Sadece maddeye dayalı bir yasam bicimi ve ruhsal yasamı reddetme alın çakramızı bloke ederken ruhsal olarak da bizi besleyecek ve geliştirecek faaliyetlerde bulunmamız alın çakramızın olumlu olarak çalışmasına katkıda bulunacaktır.
TEPE ÇAKRASI: Kendimizi evrenin merkezinde görmemiz ve evrene sadece kendi bakış acımızdan anlamlar yüklememiz tepe çakramızın dengeli çalışmasına önemli ölçüde engel olacaktır. Bir Yaratıcı inancı ve Yaradan’a teslimiyet düşüncesiyle sorunlarımızı sıkıntılarımızı üzerimizde taşımamız yerine Yaradan’a havale etmemiz tepe çakramızın dengeli ve düzenli çalışmasını sağlayacaktır. Evrensel enerjiyi aldığımız yer olan tepe çakrayı yaşamımızdaki dengelerle de ilgilidir. Yaşamımız belli sınırlarla kapatmamız ve gerçek potansiyelimizin farkında olmamamız bu çakrada çeşitli sorunların çıkmasının başka bir nedenidir. Yasama acık, canlı ve en önemlisi umudunu asla kaybetmeyen bir bilinçle hayatimizi idame ettirmemiz bize yepyeni pozitif enerjiler verecek ve tepe çakramızın ve ona bağlı olarak diğer çakralarımızın da dengeli çalışmasına yârdim edecektir. Umut kavramı tepe çakra için oldukça önemlidir. Her zaman umudunu
içinde taşıyan ve canlı tutan insanların tepe çakraların çok daha sağlıklı çalışmaktadır. Artık hersey bitti hiç umut yok seklinde bir düşünce kalıbına sıkışan ve bunu kalbiyle de onaylayan bir insanin tepe çakrası bloke olur ve bu blokaj tüm çakralara olumsuz yansıyarak o kişinin evrensel yasam enerjisi ile arasındaki bağları zayıflatır. Bu durum uzun bir sure devam ederse kişi için artık
gerçekten hiç umut kalmaz. Ölümcül hastalıkları yenen yada onlara yenilen insanların arasındaki en önemli fark da budur. Biri umudunu asla kaybetmezken diğeri kaybetmiş ve hastalığına yenilmiştir.Evreni bir bütün olarak görmek ve kendimizin de bu bütünün çok değerli bir parçası olduğunu bilmek tepe çakranın dengeli çalışması acısında çok önemli olacaktır. Her birimiz evrende tekiz ve çok önemliyiz. Ancak evrendeki diğer tüm canlılarda bizim gibi tek ve çok önemli. Kendi değerimizin algılanmasını istiyorsak önce başka canlıların değerini algılamalı ve onları takdir etmeliyiz. Yaşamda bir amaç sahibi olmamız ve amacımızın sadece bizi yada ailemizi değil tüm insanlığın faydasını içermesi de bu çakranın çalışma şekli açısından çok önemlidir. Bencil ve diğer insanlar için zararlı olabilecek amaç yada eylemler bu çakranın çalışma dengesine önemli ölçüde zarar verirken evrensel sevgiye dayalı, herkesin iyiliği gözetilerek tasarlanmış amaçlar yada eylemler tepe çakrasının çalışmasına olumlu olarak etki yapacaktır.
Chakra El Kitabından
S. Sharamon, B. J. Baginski
Panayot Edvırt Yorgiadis’e bilgi için teşekkürler.







