Düşünce Gücü İle Tedavi

Yazar Cenk Sabuncuoğlu. Kategorisi Begüm Erdoğdu, Cenk Sabuncuoğlu, Holistik, Konforlu Yaşam, Yaşam Koçu

Düşüncelerinizi değiştirin,hayatınız değişsin !!!!!

Biz düşüncelerimizden ibaretiz.Duygularımızdüşüncelerimizin,bizlerde duygularımızın kölesi gibiyiz.

Düşüncelerimiz bizi mutlu,huzurlu,doyumlu bireyler yapabildiği gibi tam tersi bizim hayat kalitemizi düşürebilir,ruh ve beden sağlığımızda ciddi tehditler oluşturabilir.

Düşünce gücümüzün neden olduğu fizyolojik ve psikolojik  rahatsızlıklara bir çok örnek verilebilir :

Baş ağrısı,sırt ağrısı ve karın ağrıları,mide,göz,cilt hastalıkları,……..düşünce gücünün sonucu olduğu gibi yine düşünce gücü ile kontrol ve tedavi edilebilen bir durumdur.

Bizlerde kaygı ve mutsuzluk yaratan düşünceler,olumsuz düşünce kalıplarıyla oluşur.Bu düşünce kalıplarının bir kısmını deneyimlerimizle bir kısmını da duyarak öğreniriz.Bugüne kadar başımıza ne geldiyse,düşüncelerimizin sonucu ortaya çıkmıştır.

Düşünce sisteminin düzeltilmesi,yaşam kalitesiyle beraber hastalanma korkularımızı ve var olmuş hastalıklarımızı yenebilmemize olanak tanır. Sorunumuz ne olursa olsun, yaşadıklarımız, iç dünyamızın dışarıya yansıyan sorunlarıdır.

Herhangi bir şekilde yaşam kalitemiz düşüşe geçmişse,kendimizi yeterince  mutlu,huzurlu,sağlıklı hissetmiyorsak; öncelikle düşünce yapılarımızın tesbitini yapmak ve bu yapıların oluştuğu geçmiş yaşam deneyimlerini  bulmak durumundayız.Buradaki engelleyici ve zorlayıcı inançlarımızı silerek,bizler için mevcut durumun  yarattığı bir yarar varsa bu yararı karşılayacak daha işlevsel,daha sağlıklı yeni düşünceler oluşturmalıyız.

Biz düşündüğümüz şey olup,herhangibir şeydeki başarı ya da başarısızlığımız düşüncelerimize bağlıdır.Düşündüğümüzherşey yaşayacağımız herşeyinbelirleyicisidir.Bir olay karşısında düşüncelerimiz,bir takım silme, çarpıtma,genellemeler karşısında oluşur.Gerçek ile kendi gerçeğimiz arasındaki farkı göremeyebiliriz.Çıkan sonuçolumsuzsa,duygularımızdaolumsuzlaşır.Hangi düşünceyi çok sık düşünürsek,o düşünceyi güçlendirmiş oluruz.Buradan yola çıkarak olumlu düşünce kalıplarını oluşturmalıyız.Bu kalıpları oluşturmada faydalı olarak bazı uygulamaları gerçekleştirebiliriz.Bunlardan en önemlisi  SEVGİ kavramının farkındalığıdır. Ne tür bir iyileşme isteniyorsa istensin, tek çözüm daima SEVGİ’ dir. Sevgiye giden yol da affetmekten geçiyor. Bağışlamak tüm olumsuz duyguları yok ediyor. Kendimizi OLDUĞUMUZ GİBİ ONAYLADIĞIMIZ, sevdiğimiz ve kabul ettiğimiz zaman, her şey yoluna giriyor.Kendimizi sevmeyi öğrendiğimiz ve sevdiğimiz taktirde,herşeyi,herkesisevebiliriz.Herkesi,herşeyi sevdiğimiz taktirde yansıtacağımız sevgiye bağlı olumlu duygular ve enerjimiz ,pozitif davranışlarımızı doğurur.Pozitif davrandığımız taktirde de ,pozitif davranışlarla karşılaşırız.Düşünsel ve sözsel olarak ne tür mesajlar gönderiyorsak, aynı biçimde bize geri gelecektir.Zihnimiz istediğimiz şekilde kullanmayı seçeceğimiz bir araçtır.Neyi verirsek onu alırız…

Düşünce gücü ile yapılan çalışmalar bizlerin dilediğimiz amaçlarımıza ulaşarak,kendi hayatımızın efendisi olma durumuna geçmemizi sağlar.Düşüncelerimizduygularımıza,duygularımızdavranışlarımıza,davranışlarımız kaderimize (yaşamımıza) dönüşür.

Düşüncelerimiz neyse biz  o’yuz. Bu farkındalıkla olduğumuz sürece de,konforsuz bir yaşam sürmemiz imkansızdır..

Not: Bu bilgiler “Düşünce Gücü ile Tedavi ” kitabından özetlenerek alınmıştır.Bu özeti yapan Sn. Melda Bağlı’ya teşekkür ederiz.

Asla Bilmiyen İle Tartışma

Yazar Cenk Sabuncuoğlu. Kategorisi Hikayeler, Holistik, Yaşam Koçu

Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış…
Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş… Ve onu “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca Ranga Guru derlermiş…

Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş…

Ranga Guru ise;
- Sen artık ressam sayılırsın Raciçi.. artık senin resmini halk değerlendirecek. diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış… Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor… Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki.. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru’ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş.

Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru’ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru… Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte… Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş.

Raciçi denileni yapmış…
Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da kullanılmamış… Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış..

Ranga Guru ise;
Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün…
Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı…
Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin… yapıcı olmak eğitim gerektirir… Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi…

Sevgili Raciçi Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın.. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın… Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur…

Sakin emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma…

Sinek…

Yazar Cenk Sabuncuoğlu. Kategorisi Cenk Sabuncuoğlu, Önemli Bilgiler, Yaşam Koçu

Sinek küçük kanatlı hayvanlar gurubunun birer üyesi olup dünyanın her yerinde ve her kıtasında bulunur. Genelde pis olduğu ve  insanlara mikrop bulaştırdıkları düşünüldüğü  için  sevilmeyen hayvanlardır.!!!!!!!! ??????acaba ???

Sinek larvası deyince bir çoğumuzun aklına hijyenin bulunmadığı, mikrop yayabilecek canlılar olarak geliyordur. Ancak sinek larvaları dünyada tıp bilim dalında; yaraları iyileştirici, ölü dokuları yokedip derinin eski haline getirmeleri, yaralardaki hastalıklı dokuları iyileştirmelerine kadar bir çok faydaları bulunmaktadır. Özellikle doğada ölmüş bir canlının leşini yiyerek bir çok salgın hastalığın yayılmasını önlüyorlar. Sinek larvalarının oluşması sineğin yumurtalarını ölmüş bir canlının üzerine bırakmasıyla başlar, sinek yumurtalarını bıraktıktan sonra 1-2 gün içersinde bu larvalar oluşmaya başlar ve ölü, leş haline gelmiş eti tamamı bitinceye kadar durmaksızın yerler. Böylece ölü bir canlının leşinden oluşabilecek herhangi bir salgın hastalık tamamen yok olur.Ayrıca bu larvalar olta balıkçılığında kullanılmaktadır.Larvalar hem deniz hemde tatlı su balıkçılığında çok iyi birer yem olmaktadır.Görüntüsü beyaz, bildiğimiz kurt şeklindedir .Balıkların hemen ilgisini çeker. Bu larvaları üretmek çok kolaydır.Özellikle yaz aylarında sineklerin heryerde çoğalmasıyla larva üretimi dahada kolaylaşmaktadır. Larva üretimi bir yengeçle kolayca yapılmaktadır.Avuç içi büyüklüğündeki yengeçi güneşin dik geldiği ve sineklerin görebileceği, kokusunu alabileceği bir yere koyun. Susuz kalan yengeç kısa bir süre sonra ölecek ve hafif koku yaymaya başlayacaktır.Bu kokuyu duyan sinekler hemen yengeçin etrafına üşüşür ve yumurtalarını yengecin uygun buldukları bir yere bırakarak ilk adımı tamamlarlar (sineklerin yumurtalarını bırakmaları aynı gün içinde gerçekleşmektedir).Yumurtalar bırakıldıktan 1-2 gün sonra larvalar oluşmaya başlar ve yengeçin iç organlarını yemeye başlarlar.İkinci günün sonunda yengeçin kabuğu altındaki etin büyük kısmı biter ve larvalar olgunluklarına erişir.

Sinek, saniyede 500 kere çırptığı kanatları ve müthiş uçma yeteneği ile bir yaratılış harikasıdır. Onu önemli kılan bir diğer özelliği ise, müthiş komplekslikte binlerce merceği olan gözleridir. Bir sinek, başının sağ ve sol taraflarında 4000′er ayrı bölme bulunan, toplam 8000 bölmeli petek gözlere sahiptir. Bu 8000 bölmenin her birinde, görüntüyü farklı açılardan gören birer mercek vardır. Sinek bir çiçeğe baktığında çiçeğin tüm görüntüsü, sineğin sahip olduğu 8000 ayrı mercekte ayrı ayrı belirir. Sineğin beynine ulaşan bu farklı görüntüler, bir yap-boz oyunundaki parçaların birleşmesi gibi birleşirler. Bu binlerce farklı parçanın birleşmesi sonucunda ise sinek için anlamlı bir çiçek görüntüsü oluşur.

Sinek
son derece küçük bir canlıdır. Gözlerinde binlerce mercek bulunması, gördüklerini anlamlı hale getirecek bir beyin sistemine sahip olması olağanüstü bir durumdur. Bizler ancak bu canlıyı incelediğimizde bu bilgiye sahip oluruz. Oysa yeryüzündeki tüm sinekler, yaratıldıkları ilk andan itibaren bu mükemmel yapıya sahiptirler. Çünkü onlar da, yeryüzündeki canlıların tümü gibi, Allah’ın yarattığı birer mucizedirler; araştırıp inceledikçe insanı hayrete düşüren eşsiz yaratılış harikalarıdır.

Sadece birkaç milimetrelik bir alan içine 8000 tane mercek yerleştirebilecek ve bunların her birine görme yeteneği verebilecek bilgi ve teknoloji günümüzde mevcut değildir. Bunların ışığı algılamasını sağlayacak ve bu algıyı mükemmel bir şekilde görülür hale getirecek bir sinir sistemini oluşturmak ise imkansızdır. Üstün bilgi ve tecrübeye rağmen insanın bir benzerini meydana getiremediği bu kusursuz yapının tesadüflerle ortaya çıktığı iddiasının bir inandırıcılığı olabilir mi?
Elbette böyle bir şey mümkün olamaz. Tesadüfler, bu canlının sahip olduğu 8000 mercekten sadece bir tanesini, hatta bu mercekleri oluşturan sayısız hücrenin tek bir proteinini bile oluşturamazlar. Her varlığı mükemmel detaylarla yaratan, küçücük bir sinekte olağanüstü bir donanım var eden ve insanlara bunları anlayıp düşünmeleri için akıl ve vicdan veren, varlıkların tümünü her an gören ve her an gözeten Yüce Allah’tır.

Sineklerin duvarlarda, camlarda hatta tavanlarda baş aşağı bu kadar rahat hareket etmeleri, yer çekimi yasasına meydan okurmuşçasına davranışları hep merak konusu olmuş, bilim insanlarının da dikkatini çekmiştir. Sinek diye küçümsememek gerekir. Dünyamızda bulunan her canlı organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak, kendi tabiatı ve eko sistemi içinde, insana bir faydası vardır.
Vücutlarının hacimlerine oranla, sinekler ağır sayılmazlar ve onları yere çeken güç pek önemli değildir. Bu güce karşı gelen de, ayaklarındaki kılların ucunda bulunan vantuzlardır. Bu vantuzlar ayrıca yapıştırıcı, yağlı bir madde salgılarlar. Sinekler ayaklarındaki bu yüzlerce vantuz ve salgıları sayesinde her türlü yüzeyde gezinebilirler. Ancak yüzeyin yağ çözücü, örneğin solvent gibi bir madde ile kaplanmamış olması gerekir. Sinekler tavanda yürürken, 6 bacaklarından ikisi hareketlidir. Diğer 4 bacak daima sabit durumdadır.
Karıncalarda ise durum biraz farklıdır. Ortalama bir karıncanın vücudunun hacmine göre ağırlığı, sineğe nazaran daha fazladır. Hatta toprakta yaşayan bazı türleri düz bir zemine bile tırmanamazlar. Evlerimize giren küçük karıncalar, çok hafif olduklarından duvarlarda yürüyebilirler.
Asıl merak edilen konu sineklerin tavanda nasıl yürüyebildiklerinden çok oraya nasıl konduklarıdır. Öyle ya, başı yukarıda, ayakları aşağıda uçan bir sineğin tavana tepetakla konabilmesi için bir yerde takla atması, uçuş konumunu değiştirmesi gerekir, ama nerede, ne zaman ve nasıl?

Uzun süre inanılan teoriye göre, sinekler tam konma anında, yuvarlanan bir varil gibi yandan yarım dönüş yapıyorlardı. Bu teorinin yanlış olduğu, ancak yüksek süratli, saniyede birçok film çekebilen kameralar sayesinde ortaya çıktı ve sineklerin bir sırrı daha açıklığa kavuştu.
Çekilen filmlerden görüldü ki, sinekler tavana konarken yandan değil, sirklerdeki trapezciler gibi geriye yarım ters takla atmaktadırlar. Tavana yaklaşınca, ön ayaklarını başlarının üzerine çekerek ters dönmekte ve tavana önce ön ayakları ile dokunmaktadırlar. Sonra sıra ile diğer ayaklarını da koyarak vücutlarının tavanda tutunmasını sağlamaktadırlar.

Sinek önce, yön belirlemeye yarayan organlarını büyük bir titizlikle gözden geçirir. Daha sonra, ön tarafındaki denge organlarını ayarlayarak uçuş pozisyonunu alır. Son olarak, duyargalarının ucundaki alıcılar sayesinde, rüzgarın şiddeti ve yönüne göre kalkış açısını saptar. Ve nihayet havalanır. Ama tüm bunlar saniyenin yüzde biri kadar bir zaman sürmüştür. Uçuşa geçer geçmez kısa bir sürede hızlanabilir ve giderek saatte 10 kilometre gibi bir hıza ulaşabilir…
Onun için rahatlıkla “akrobatik uçuş ustası” tanımı kullanılabilir. Havada olağanüstü zig zaglar çizerek uçabilir.Beklenmedik, ani ve sert dönüşler yapabilir. Bulunduğu noktadan dikey olarak bile havalanabilir… Ne kadar elverişsiz ve kaygan olursa olsun, her türlü yüzeye rahatlıkla konabilir.

Karasinek iki kanada sahiptir. Bir bölümü vücudun içine gömülü olan bu kanatlar, sinirlere bölünmüş çok ince bir zardan oluşur ve birbirinden bağımsız hareket edebilir.
Ancak uçuş halinde, tıpkı tek kanatlı uçaklarda olduğu gibi, tek bir eksen üzerinde gidip gelirler. Bu kanatların hareketini sağlayan kaslar, sinek uçmaya başladığında kasılır, inişe geçtiğinde gevşer. Uçuşa başlarken sinirlerin denetlediği bu kas ve kanat hareketleri, bir süre sonra otomatik hale gelir.Kanatların yüzeyinde ve başın arka kısmında bulunan dokunma organları, uçuş ile ilgili bilgileri anında beyine ulaştırır. Sineğin uçuş yeteneği, kanadındaki üstün tasarımdan kaynaklanır. Kanatların kenarları, yüzeyi ve kanat damarları, algılayıcı hassas kıllarla kaplıdır. Sinek bu kıllarla hava akımlarını ve mekanik baskıları tespit eder.

Sinek, uçuş halindeyken yeni bir hava akımıyla karşılaşırsa, bu dokunma organları hemen beyne gerekli sinyalleri gönderir. Kaslar da beyinden gelen sinyallere göre kanatları bu yeni duruma uygun biçimde çalıştrmaya başlar. Sinek bu organları sayesinde, kendisine karşı kalkan bir sinekliğin havada oluşturduğu fazladan rüzgarı hemen algılar ve çoğu kez uçup kurtulur. Karasinek, kanatlarını bir saniyede yüzlerce defa çırpabilir. Bu hareket için, dinlenme sırasında harcadığı enerjinin yaklaşık yüz katı bir enerji harcar. Bu açıdan oldukça güçlü bir yaratıktır. Çünkü insan metabolizması normal temposuna oranla en fazla 10 kat daha enerji harcayabilir. Üstelik insan böyle yoğun bir enerji tüketimini en fazla bir kaç dakika sürdürebilir. Oysa karasinek kanatlarını bu ritimle tam yarım saat boyunca çırpabilir ve bu tempoda bir kilometreden fazla mesafe katedebilir.
Karasineğin gözü ommatid adı verilen yaklaşık 6000 küçük gözden oluşur. Her ommatidin yüzü farklı bir yöne dönük olduğu için, sinek önünü arkasını, her iki yanını, üstünü ve altını görebilir. Yani 360 derecelik bir açıyla çevresini algılayabilir. Her ommatide 8 duyu hücresi bağlıdır. Gözdeki toplam duyu hücresi sayısı ise 48.000 kadardır. Bu sayede sineğin gözü saniyede 100 görüntü alabilir.

Birçok insanın zararlı zannedip öldürdüğü sineklerin yukarıda sayılan faydalarına ilâveten, Bediüzzaman’a göre daha başka faydaları da vardır. Evet, ona göre, sineklerin bazı cinsleri, muhtelif ve kokuşmuş maddeleri yerler, devamlı pislik yerine arılar gibi katre katre şurup damlatırlar. Böylece sinekler küçücük değiştirme ve arıtma makineleri hükmüne geçerler. Diğer bir başka cinsi de bitkilerin çiçeklerinin ve incir gibi bir kısım ağaçların aşılanmasında istihdam olunurlar.

Sinek, yiyecekleri yemeden önce, hortum biçimindeki ağzında bulunan tüpleriyle ona dokunup “kalite kontrolü” yapar. Sinek, diğer bir çok canlıdan farklı olarak besinlerini dışarıda sindirir. Bunun için hortumları sayesinde besinlerinin üzerine çözücü bir sıvı boşaltır. Bu sıvı, besini sineğin emebileceği kıvama getirir. Sinek daha sonra hortumuna bağlı emici pompalarla besini içine çeker.

Bunun haricinde ,

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Sizden birinizin (yemek) kabına sinek düşecek olursa, onu iyice batırın. Zira onun bir kanadında hastalık, diğerinde şifa vardır. O, içerisinde hastalık olan kanadıyla korunur.” (Ebû Dâvud, Et’ime 49, Buhârî, Tıbb 58, Bed’ü’l-Halk 14; İbnu Mâce, Tıb 31, Nesâî, Fera’ 11)

AÇIKLAMA:

1. Bu rivayet, Resulullah (asv)’ın, vahye dayanarak konuştuğu hususunda, Müslüman olmayan biyoloji âlimlerini dahi ikna edecek mahiyette mucizevi hadislerinden biridir. Zira, Peygamber Efendimiz (sav), mikrobiyoloji ilminin hiç olmadığı bir devirde, Arabistan gibi hiçbir tabiat ilminin konusu olmadığı bir diyarda, bugünkü ilmin sadece bir terminoloji farkıyla ifade ettiği önemli bir olayı eksiksiz ifade buyurmuştur.

Sinekte, insan sağlığı için zararlı ve faydalı maddeler var, bu maddeler dengeli bir şekilde yer almaktadır. Bir kanadında zararlısı, bir kanadında faydalısı.

2. Hadis muhtelif tariklerden gelmiştir. İbnu Mâce’de, Ebû Saîdi’l-Hudrî (radıyallahu anh)’tan yapılan rivayette “Sineğin iki kanadının birinde zehir, diğerinde şifa vardır. Eğer bir yemeğe düşerse, onu içine iyice batırın (sonra çıkarıp atın). Çünkü o, önce zehirli (kanadını banar), şifa(lı kanadı) geri bırakır.” buyrulmuştur.

Bu rivayetten anlaşılacağı üzere, tamamını batırma emri, sineğin dışta kalan kanadındaki şifanın yemeğe geçmesi içindir. Çünkü hadis, zehirli kanadı üzerine düşerek öncelikle onu yemeğe batırdığını, diğer kanadı dışarıda kaldığı için o kanattan geçen zehiri zararsız kılacak şifanın (panzehirin) gerideki kanatta kaldığını belirtmektedir. Tamamı batırılınca dışarıda kalan kanattaki panzehir de yemeğe geçeceği için, öbürünün vereceği zarar bertaraf edilmiş olmaktadır.

3. Sineğin zehirli kanadı hangisi? İbnu Hacer, bunu tasrih eden rivayete rastlamadığını, ancak bazı âlimlerin teemmül ederek: “Sineğin, sol kanadıyla korunduğunu, dolayısıyla bunun zehirli kanat olduğunu, şifanın da sağ kanadında bulunması gerektiğini” söylediğini belirtir. Ebû Saîd hadisinde de zehirli kanadın (korunma vs. işlerde) tekaddüm edip, şifalı kanadın teahhur ettiği belirtilmiştir.

Pek çok hayvan, zıd sıfatları nefislerinde bir araya getirirler. Allah aralarını telif etmiş ve onların bir arada bulunmalarını takdir buyurmuş, onlardan hayvanî kuvvetleri ortaya çıkarmıştır. Nitekim Allah arıya, enteresan  bir sanat olan paketlerini yapmayı ve içerisinde bal yapmayı ilham etmiştir. Karıncaya da ihtiyaç zamanı için gıdasını biriktirmeyi, çimlenmemesi için de buğdayı ortadan ikiye bölmeyi ilham etmişti. Onlara bu ilhamları yapan Zât, sineğe da kanadının birini önce kullanıp diğerini de geride tutmayı ilham etmeye kâdirdir.”

İbnu’l-Cevzî der ki: ” Zira, arı, baş kısmıyla bal toplar, aşağı kısmıyla da zehir alır. Zehiri öldüren yılanın eti, zehrin tedavisinde kullanılan ilaca katılmaktadır. Sinek de gözün parlatılması için ismid (denen sürme çeşidiyle) birlikte ezilir.” Bazı  tabibler: Sineğin bir zehirleme kuvveti bulunduğunu, buna da sokması durumunda hâsıl olan kaşıntı ve şişliğin delâlet ettiğini, bu kuvvenin onun silahı olduğunu, sinek kendisine sıkıntı veren birşeye denk gelince onu silahı ile karşıladığını, bu zehir kuvvesine, Allah Teâlâ hazretlerinin, onun diğer kanadına koyduğu panzehirle karşı koymayı emrettiğini, böylece iki maddenin birbirine mukabele edip Allah’ın izniyle zararı ortadan kaldırdığını söylerler. (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 11/135-137.)

“Dolu bir yemek kabının içine bir sinek düşerse, o sineği tamamen kabın içine batırıp çıkardıktan sonra kullanabilirsiniz.”

Bu tavsiye, tehlikeli olmasa da garip görünebilir. Halbuki Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bütün söz ve davranışlarının ilâhî bir temele dayandığını, bu yüzden onlarda hata ve yanlışlık olmayacağını bilen bir mü’min için bu hadîsin de muhakkak mantıkî açıklaması vardır. Ancak anlaşılması için belki asırlar geçmesi gerekir. Şöyleki:

Tıbbî olarak sineğin vücudunun bazı bölümlerinde patojenleri (hastalık sebebi olan mikropları) taşıdığı bilinmektedir. Bu, XV. asır önce tecrübî tıbbî bilginin olmadığı bir dönemde Efendimiz (asv) tarafından bildirilmiştir.

Bu yüzden modern zamanlarda bakteriler gibi zararlı organizmalara karşı penisilin başta olmak üzere antibiyotikler keşfedilmiş ve kullanılmaktadır.

Bu konuyu tetkik eden makaleyi yayınlayan Dr. Samahı, mikrobiyologların sineğin midesinin içinde parazit olarak yaşayan uzun hücrelerinin bulunduğunu keşfettiklerini bildiriyor. Bu mantarsı hücreler, kendi üreme döngülerinin bir bölümü olarak, sineğin solunum kanallarına doğru çıkıntı yaparlar. Sinek, sıvının içine tamamen batırılırsa, osmotik basınçta meydana gelen değişiklik hücrelerin çatlamasına yol açmaktadır. Bu hücrelerin muhtevası ise, sineğin vücudunda taşıdığı patojenlere karşı olan bir antidottur; yâni zehire karşı panzehirdir. Yemeğe bulaşan sinekten çıkan zararlı mikropları, sinek batırılınca çatlayarak ortaya çıkan antidot tesirsiz hâle getirmektedir.

Mikrobiyolojideki en son araştırmalar Hz Peygamberin (s.a.v.) XV. asır önce bildirdiği tavsiyenin tıbbî izahını yapmakla, âdeta Onu tasdik etmektedir. (Dr. Mustafa REYHANLI, Gerçeğe Doğru )

Tek bir sinek bile,insanoğlunun ürettiği tüm teknolojik araçlardan çok daha üstündür.Dahası sinek “canlı”dır. Uçaklar ya da helikopterler bir zaman kullanılır, sonra çürümeye bırakılır.Sinek ise kendisinin benzerlerini üretir.

Araştırmasından dolayı SN.Melda BAĞLI’ya teşekkür ederiz.

Hologram ve Varoluş

Yazar Begüm ERDOĞDU. Kategorisi Begüm Erdoğdu, Holistik, Önemli Bilgiler, Yaşam Koçu

Bugüne kadar ortaya atılmış en güzel hipotezlerden biri, fiziksel varoluşun tıpkı bir hologramdaki içiçe geçen desenlerdeki gibi, titreşimlerden oluştuğunu ileri süren tezdir.

Hologram kelimesi Yunanca holos-gramma, yani “tüm mesaj” anlamına gelir ve gerçeğin bölünmemiş bütünlüğünü anlamada yararlı bir benzetmedir. Bu benzetme, tek, uyumlu ve akıcı bir bütünün hem bilinç hem de yaşanan dışsal gerçeği içerdiğini anlamamıza yarar. Holografi her tür dalga formunu kullanır ancak en yaygın bilinen çeşidi modern fotoğraf halogramıdır.

Varoluşun bölünmez bütünlüğünün, madde, enerji, hareket ve yer-zaman ögelerinden oluşan bir holografik model olduğu öne sürülür. Ne kadar küçük olursa olsun, her bir nokta, tıpkı bir holograf plakasında olduğu gibi, bütünün şeklini içermektedir. Bu teorinin özünde yatan kavram en ufak parçacığın dahi içinde tüm geçmişi (ve hatta bazen geleceği de) barındırdığı fikridir. İşte varoluşun altındaki gerçek de budur. Biz aynı anda hem bütünün bir parçası, hem de bütünün ta kendisiyiz. “Herşey bir’de ve Bir herşeyde..”

Begüm ERDOĞDU

Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir..

Tekirdağ’da Ücretsiz Yaşam Koçluk Semineri

Yazar Cenk Sabuncuoğlu. Kategorisi Farkındalıklı Bilgi, Konforlu Yaşam, Yaşam Koçu

Hepimiz için yaşam nefesten ibarettir,nefes ise nefs ile bir bütündür.
İşte bu sihirli cümleler bizi huzura ulaştırır konfora taşır..

Yaşamımızda farkındalık yaratır. Bu yaşamda farkında olduğumuz kadar farkındalığımız vardır.
yeni yaşam okulu olarak bizler bilgimizin zekatını vermek için bu yola çıktık. Bilginin paylaşıldığında değer kazandığını biliyoruz ve bu projemizle sosyal sorumluluk kapsamında hiçbir ücret ve maddi  bekletimiz olmadan sizlerle buluşuyoruz..

Farkındalığı yakalayan bireylerin yaşama nasıl farklı baktığını sizlere yaşatmak istiyoruz.Kişisel gelişim basamaklarına çıkan bireylerin yaşamlarındaki konforun nasıl arttığını,nasıl hayatlarında sorun olmadığını,olası sorunların ise avantaja nasıl çevirdiklerini sizlerle paylaşmak istiyoruz..

Evinizde, işinizde veya ikili ilişkilerinizde sorun yaşıyorsanız mutlaka sizi bu seminerimize bekliyoruz..

 

Adres: Anılar Düğün Salonu Hükümet Cad. No:279 Endüstri Meslek Lisesi Üstü
Tel: 0533 482 11 60

 

Seminerlerimiz

eğitim seminer

Eğitim Fotoğrafları

Video Galerisi

Yaşam Koçluk Eğitim Videoları

Haber Bülteni

Haber Bülteni Aboneliği için E-Mail Adresinizi Yazınız.

Facebook

Twitter